Üniversitede ‘hassas meseleleri’ konuşmak

Üniversitede ‘hassas meseleleri’ konuşmak


Eğitimde hassas meselelerin konuşulmasını 1915 Ermeni-Türk meselesi üzerinden anlatan akademisyenler aynı görüşte birleşiyor, “öğrencilere özgür bir ortam sunulmalı”. Tarih Vakfı’nın düzenlediği perşembe konuşmalarının 12.’si; “Eğitimde ‘Hassas Meseleleri’ Ele Almak: 1915 Örneği” paneli üç farklı üniversitenin akademisyenlerinin katılımıyla 16 Nisan’da Marmara Belediyeler Birliği Binası’nda gerçekleşti.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Ayşe Gül Altınay’a göre din, sosyoekonomik düzey, toplumsal cinsiyet gibi çeşitli eksenlerde ötekileştirmeyi üniversitede konuşurken, özgür bir ortam yaratmak çok önemli. Öğrenciler için en sarsıcı anın, aynı tarihi olayın farklı kaynaklarda, farklı şekillerde anlatıldığının fark edildiği an olduğunu düşünen Altınay, derslerinde görsel materyalden, film, röportaj ve tanıklıklardan yararlanmaya özen gösterdiğini belirtiyor. Özellikle tartışılan olayı yaşayan kişilerle tanışmak ve tanıştırmanın çok etkili ve doğru bir yöntem olduğunu düşünen Altınay, 2002’de dersine konuk olarak davet ettiği Hrant Dink’in konuşmasının, öğrencileri derinden etkilediğini ve onlara yıllarca üzerine düşünülecek bir fikir penceresi açtığını belirtiyor.

Ermeni milliyetçiliği de tartışılmalı

Antropoloji ve kültürel çalışmalar alanında ders veren Ayşe Gül Altınay’a göre azınlıklar ve ötekileştirme gibi konuşmaktan çekinilen hassas konulara, müfredatta herhangi bir konu gibi yer verilmesi, bu konuların normalleştirilmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra, güncelleştirmek ve geçmişle bağ kurmak gerektiğini, 1915’te Ermeni ve Türkler arasında yaşananların etkilerinin hala devlet-toplum düzeyinde sistematik bir ayrımcılık olarak devam ettiğini ve bunların konuşulmasının yararlı olacağını düşünüyor. Ayrıca Altınay, Ermeni meselesini konuşurken, hiçbir fikri eleştiriden muaf tutmamak gerektiğinden, Ermeni milliyetçiliğini de tartışabilmenin gerekliliğinden bahsediyor. Altınay’a göre dikkat edilecek nokta, tüm bunları katılım çerçevesinde, sindirerek, demleyerek tartışmak.

İkileme düşmek, dünya görüşünü değiştiriyor

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kenan Çayır’a göre tarihle ilgili farklı kaynaklardan okumalar yaparken kafa karıştırıcı bir ikileme düşmek, kişinin dünya görüşünü değiştirebiliyor. İnsan hakları ve vatandaşlık üzerine dersler veren Çayır’a göre en önemlisi, kendini sorgulamak. İnsanın kendi varsayımlarını, inançlarını, hislerini ‘amaçlı olarak’ sorgulamayı öğrenmesi, perspektifini değiştirmesine olanak sağlıyor. Ermeni meselesi, Dersim olayları gibi tarihimizdeki hassas meseleleri üniversitede tartışırken, öğrencileri taraf olmaya çağırmak yerine, onlara kendi perspektiflerini bulmaları için alan açmak gerektiğini savunan Doç Dr. Çayır, dünyanın genelinde hakimiyet ve ezilme ilişkisinin var olduğunu, ancak öğrencileri hemen ezilenden yana olmaya çağırmamak gerektiğini düşünüyor. Hassas meseleler üzerine farklı kaynaklardan bilgilenen ve kendini sorgulayan kişilerin kendi dünya görüşlerini zaman içerisinde dönüştüreceğini vurguluyor.

Aynı zamanda Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi müdürü olan Kenan Çayır, ayrımcılık gibi özenle anlatılması gereken konular için az da olsa yerli kaynakların bulunduğunu, fakat gereken pedagojik yöntemin uygulanamadığını düşünüyor. Hem lise, hem üniversite düzeyindeki eğitimcilerin doğru bildiklerini kabul ettirmeye çalışmak yerine, öğrencilere kendilerini sorgulamaları ve tartışmaları için güvenli ortamı sağlamaları gerektiğini söylüyor ve ekliyor, “geri dönüp utanç duygularıyla geçmişini incelemek acı verici bir şey”. Bu farkındalığı yaşayan öğrencilerin kendi konfor ortamından çıkarak tarihleriyle yüzleşmeleri ve bu dönüşümü yaşayan diğer kişileri keşfetmeleriyle hayatlarında kırılma anı yaşadıklarını düşünüyor. Çayır’a göre dönüşüm dersle bitmiyor, hayata da entegre etmek gerekiyor. Sivil toplum kuruluşlarından Kara Kutu Derneği’nin hafıza yürüyüşleri, dünya görüşünün eyleme geçirilebildiği çalışmalardan biri.

Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Umut Azak konuşmasına, Ocak 2015’te Ermenistan ve Türkiye’den katılan iki grup öğrenciyle yaptıkları “Turkish Armenian Dialogue and School of Discourse Tranformation” projesini anlatarak başlıyor. 10 gün boyunca Ermenistan’ın başkenti Erivan ve İstanbul’da, Ermeni ve Türk ilişkilerinin dünü, bugünü ve yarınının konuşulduğu projeye, moderatör ve iki ülkenin öğrencilerinden oluşan 18 kişilik grubun katıldığını söyleyen Umut Azak proje boyunca birçok duygusal öğrenmenin ve dönüşümün yaşandığını düşünüyor. En önemli duygusal dönüşümün de İstanbul’da, projenin son gününde katıldıkları 19 Ocak Hrant Dink yürüyüşünde yaşandığını, Ermenistan’dan katılan öğrencilerin “hepimiz Ermeni’yiz” diyen topluluğu görünce şaşkınlık yaşadığını söylüyor.

Proje boyunca yapılan önemli çalışmalardan biri olan, Ermeni-Türk ilişkilerindeki önemli olaylar çizelgesinin oluşturulması sırasında, Ermeni ve Türk grubun birbirinden farklı çizelgeler oluşturduğunu belirten Azak, Ermeni grubun Türklerin tamamen soykırımı inkar ettiklerini düşündüğünü, fakat Türk grubun bu konuda ne inkar ettiğini, ne de kabul ettiğini, politik davrandığını söylüyor. Bu nedenle ilk günlerde diyalogta tıkanıklık olsa da, ilerleyen günlerde bunun aşıldığını, iki tarafın da birbirinden birçok şey öğrendiğini ve iki şehirdeki geziler sırasında yaşanan tanıklıklarla duygusal değişimler yaşadıklarını belirtiyor. En başta bu çalışmanın aslında bir araya gelip diyalog kurma projesi olacağını düşünen Azak, “anladım ki bu sadece bir kendini ifade etme, diyalog kurma projesi değildi, çünkü herkes farklı şeyler öğrendi ve yaşadı” diyor.

Ecem Hepçiçekli