Etiket bilgi üniversitesi

Kampüs hayvanları

İstanbul Bilgi Üniversitesi santral yerleşkesinin “kadrolu” sokak hayvanları bir fotoğraf sergisinin de konusu oldu.

Yaklaşık 8 bin nüfuslu bir üniversite kampüsünde sokak hayvanları barınabilir mi? İnsan ve hayvanlar, bu kadar yoğun ve hareketli bir ortamda birbirine nasıl uyum gösterir?

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin de bulunduğu santral yerleşkesi, bu soruları olumlu cevaplayan bir fotoğraf sunuyor.

 

https://www.youtube.com/watch?v=6laYsB1XzdA

Onları koruyup gözeten, öğrenciler ve akademisyenden oluşan bir inisiyatif de var: Bilgi Hayvan Dostları, uzun süredir kampüste yaşayan kedi ve köpeklerin ihtiyaçlarını karşılamak, sağlık problemlerini çözmek için çabalıyor.

Üniversitenin “kadrolu” hayvanları, Halkla İlişkiler Bölümü öğrencilerinin organize ettiği bir fotoğraf sergisine konu oldu. Sergi 19 Mayıs’a dek Çağdaş Sanatlar Merkezi dış avlusunda ziyaret edilebilir.

Kamera ve Seslendirme: Ecem Hepçiçekli – Dila Atsan

Fotoğraf: Sertan Tiryaki

Üçüncü kadın şef


Öğrenimini bağış kampanyasıyla sürdüren, Türkiye’nin üçüncü kadın orkestra şefi adayı Nisan Ak, geçtiğimiz günlerde New York’ta ilk operasını yönetti.

ABD’de devam ettiği orkestra şefliği öğrenimini Indiegogo’da düzenlediği bağış kampanyası ile karşılayan Nisan Ak (24), ilk operasını geçtiğimiz günlerde New York’ta yönetti. Ak’ın yüksek lisans öğrenimi gördüğü New York Şehir Üniversitesi (CUNY) –Queen’s College’in  LeFrak salonunda gerçekleşen temsilde Joel Mandelbaum’un “The Man Made Moon” isimli modern operası seslendirildi.

Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nü birincilikle bitiren Nisan Ak, bir atölye çalışmasına katılmak için gittiği Queen’s College’un eğitmenleri tarafından üstün yetenekli bulunmuş ve yüksek lisans öğrenimi için davet edilmişti. Ak, öğrenim masraflarını karşılayabilmek için Indiegogo isimli bağış sitesinde kampanya düzenlemiş, “Türkiye’nin üçüncü kadın orkestra şefi olmak istediğini” belirterek destek istemişti. Jehan Barbur, Şirin Soysal, Başak Yavuz ve Elif Çağlar Muslu gibi müzisyenlerin de destek çağrısında bulunduğu 3 dakikalık videoya, 303 kişiden cevap geldi ve kampanyada hedeflenen 15 bin dolara 17 Mart’ta ulaşıldı.

Yüzde 85’i Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık’tan gelen bağışlar olmak üzere 23 ülkeden gönderilen 15 bin dolar, Ak’ın Queen’s College’da devam etttiği yüksek lisans eğitiminin ikinci dönemini karşılayacak. Türkiye’nin bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan kadın orkestra şeflerinden biri olmayı hayal eden Nisan Ak, eğitimi bitene dek desteğe ihtiyacı olacağından büyük şirketler ve kurumların desteğini bekliyor.

Queen’s College’e, Maestro Maurice Peress tarafından davet edilen Nisan Ak, Peress’in sınıfındaki tek orkestra şefliği öğrencisi. Dünya çapında tanınmış ilk orkestra şeflerinden Leonard Bernstein öğrencisi olan 84 yaşındaki Maurice Peress, şimdi Nisan’ı yetiştiriyor. Nisan, Türkiye’de de Mimar Sinan Konservatuarı gibi orkestra şefliği eğitimi veren kurumlar olduğunu, fakat uluslararası bir kariyere sahip olmayı hedefleyerek New York’a gittiğini söylüyor.

nisan ak 02İlk opera

ABD’de dünyanın en iyi orkestralarının provalarına katılıp, en başarılı müzisyenlerle tanışma fırsatı yakalayan Nisan’ın hedefleri büyük. Hem henüz eğitimi bitmemişken, misafir orkestra şefliği ve asistanlık başvurularında bulunuyor, hem de eğitmeni Maurice Peress’in asistanlığını yapıyor. Her gün en az 12 saatini okulda müzik deşifre ederek, provalara ve konserlere katılarak, müzik tarihi, teori ve pratik gibi derslere çalışarak geçiriyor. Yarın Queen’s College’ın LeFrak salonunda ilk temsilinin sahneye koyulacağı “The Man Made Moon” adlı modern opera Nisan’ın yönettiği ilk eser olacak.

Kadın müzisyenlerin sayısı bilinmiyor

Bağış kampanyasını “Türkiye’nin üçüncü kadın orkestra şefi olmak istiyorum” sloganıyla yürütmesini, Türkiye’de İnci Özdil ve Sera Tokay dışında kadın orkestra şefi olmamasına bağlıyor. Ancak kampanya sırasında bu sayısının ikiden fazla olduğu yönünde uyarılar almış.  Ak’a göre, Türkiye’deki kadın müzisyenleri derleyen bir müzikolog olmadığı için kadın müzisyenlerin sayıları tam olarak bilinmiyor. İtalya’da bulunan bir kurum tüm dünyadaki kadın müzisyenleri derliyor, fakat yine de şeflerle ilgili bir çalışma yok. Eksik bilgiyle olsa da “Türkiye’nin üçüncü kadın orkestra şefi” unvanın, kampanyanın başarıya ulaşmasında önemli rol oynadığını düşünen Ak, erkek egemen bir sektörde kadın olarak var olmanın güç gerektirdiğini şimdiden tecrübe ettiğini, sayısını tam olarak bilmese de kadın meslektaşlarının varlığından gurur duyduğunu söylüyor.

Fotoğraf: Pelin Ulca

“Ödevlerim müzik olsun istemedim”

Bir süre önce O Ses Türkiye’de yarışan Bilgi İşletme mezunu Serkan Soyak’la yarışmayı, müziği, Mazhar’ı, Özkan’ı ve hayallerini konuştuk.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü 2014 mezunuSerkan Soyak, O Ses Türkiye yarışmasında söylediği hard rock türündeki şarkıyla Ebru Gündeş‘i bile döndürmeyi başarmıştı. Altı kez eleme etabını başarıyla geçen, fakat çeyrek finalde elenen Soyak, Mazhar ve Özkan’la çalışmanın rüya gibi olduğunu söylüyor.

Serkan Soyak sosyal medyada fazla popülerleşmeyen yarışmacılardan. O ses Türkiye’ye bir yarışma olarak bakmadığından, çeyrek finalde elendiği için üzgün değil. Yarışmanın başından sonuna kadar tarzını koruyarak, gerçekten müziğine değer verenlerle buluştuğunu düşünüyor. Televizyonda popüler olmak için göze hitap ederek, sansasyonel olarak ratingleri artırmak gerektiğini düşünen Soyak, tarzından ödün vermeyip daha büyük kazanç elde ettiğini söylüyor. Yarışma boyunca birlikte çalışmayı seçtiği jüri üyeleri Mazhar Alanson ve Özkan Uğur’la tanışıp müzik yapabildiği, hatta onlara “abi” diye hitap edebildiği için kendini çok şanslı hissediyor. Serkan’la işletme öğreniminden müzisyenliğe uzanan yolculuğunu ve hayallerini konuştuk.
1901318_822571471139923_333766352826486346_n
Yarışmada neden Mazhar ve Özkan’ı seçtin?

Şarkımı beğenip koltuklarıyla bana döndükten sonra o kadar güzel ve hissederek dinlediler ki beni, o an gerçekten bir bağ kurabildiğimizi hissettim. MFÖ grubundan herhangi bir üye zaten bu tarz bir yarışmada jüri ise, çok da düşünmenize gerek yok. Bu fırsat bir daha ele geçmez.

Mazhar ve Özkan’la çalışmak nasıldı? Zorlandın mı?

Onlarla çalışmak tam anlamıyla rüya gibiydi. Yarışmanın başında çok fazla yarışmacı olduğundan, fazla iletişim kuramamıştık. Fakat ne zaman ki çeyrek finale doğru yaklaştık, o zaman iletişimimiz arttı. En güzeli de onlara abi diyebilmekti. Hem Mazhar Alanson hem de Özkan Uğur, tarzımdan asla vazgeçmeyeceğimi bildiklerinden, şarkı seçimlerime dahi karışmadılar. Hep güvendiler ve desteklediler. Bu sebeple onlarla çalışırken hiç zorlanmadım, aksine her geçen gün daha fazla keyiflenen bir macera yaşadım diyebilirim.


Bundan sonra ne yapmak istiyorsun? Mazhar Alanson ve Özkan Uğur çalışmalarına destek olacak mı?

Herhangi bir destek konusunda anlaşmadık fakat biliyorum ki Mazhar Alanson ve Özkan Uğur fikirlerini ve yardımlarını asla esirgemeyeceklerdir. Zamanı geldiğinde en ama en güvendiğim iki bestemi kaydederek onlara dinleteceğim. İnanıyorum ki bana doğru yolu gösterecekler. 2007’den beri yazdığım 40’ı aşkın bestem var, hala da üretmeye devam ediyorum. Mart ayı itibariyle “Serkan Soyak” olarak sahne almaya başladım. Orkestrayı kurduk, provalara başladık. Serkan Soyak olarak tamamen kendi bestelerimi ve en sevdiğim coverları çalacağız. Ayrıca internet üzerinden verdiğim konserlerim de devam ediyor.

İnternet üzerinden verdiğin konserlere ilgi nasıl?

Bu konserleri oldukça spontane şekilde yapıyorum. Şubat ayı içinde yaptığım  konserim 700 civarı tıklanma aldı, konser boyunca da minimum 30 kişi yayında kaldı. Bu rakamlar bence oldukça iyi. Çünkü bu konserleri herhangi bir kazanç sağlamadan, tamamen keyfi yapıyorum. İzleyenler şarkı isteğinde bulunabiliyorlar ve benim için en güzel tarafı da bu oluyor. O Ses Türkiye her ne kadar popüler kültürün göbeğinde olan bir yarışma olsa da, bu yarışmaya yapabileceğim en iyi reklamı yapabilmek için katıldım ve alacağımı da aldım.

serkan soyak2Bilgi Üniversitesi işletme bölümünden mezunsun. Müziğe olan ilginin sebebi nedir?

Müziği teorik olarak okuma fikri bana hiçbir zaman cazip gelmemişti. Müzik her zaman kalbimden geliyor. Bestelerken de öyle, sahnede icra ederken de öyle. Bu sebeple “ödevlerimin dahi” müzik olması fikri hoşuma gitmediğinden belki de konservatuardan kaçtım ve eğitim anlamında sosyal bilimlere yöneldim.

Peki Bilgi’nin müzik kariyerine katkısı oldu mu?

Bilgi Üniversitesi’nde eğitimime başladıktan sonra müzik kariyerim her geçen gün yukarıya çıkmaya devam etti. Destekleyen hocalarla tanışmak ayrı, okulda grubumla verdiğimiz konserler ayrı keyifliydi. En unutamadığım konser ise grubum Dekadans ile 2012 yılında verdiğimiz Bilgi Welcome Fest konseriydi. Binlerce kişi Murat Dalkılıç’ın önünde çıkan bir grubun açılış parçası olarak “Comfortably Numb” dinledi ve tüm konser boyunca bizim gibi onlar da müthiş mutluydu.

Serkan Soyak Band’in Facebook sayfası: www.facebook.com/serkansoyakband

Gazeteciler uzmanlık alanlarını özelleştirmeli

Gazeteci Bülent Mumay’a göre iletişimin dijitalleşmesi hem okuyucunun hem de gazetecinin ilgi alanlarını derinleştiriyor.

Hürriyet Gazetesi Dijital Medya Koordinatörü Bülent Mumay’a göre gazetecilerin uzmanlık alanları giderek daha da önem kazanıyor. Ayrıca gazetecinin günümüzde içeriği nasıl üreteceği kadar nasıl dağıtacağı üzerine de kafa yorması gerekiyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Kariyer Merkezi tarafından düzenlenen Kariyer Yolculuğunda Mesleki Seminerler dizisi, geçtiğimiz günlerde gazeteci Bülent Mumay’ı ağırladı ve haberciliğin dijital ortamda nasıl icra edildiği tartışıldı.

İnternetin hayatımıza girmesiyle, medya sektöründeki  tüm aşamaların değiştiğini söyleyen Bülent Mumay, bu durumu “iletişimin demokratikleşmesi” olarak yorumluyor. İletişimin demokratikleşmesi, Mumay’a göre okurların fikirlerini söyleme, hatta üretilecek içeriğe etki etmesiyle meydana geliyor.

19 yıldır gazetecilik yapan Bülent Mumay, internet yayıncılığından önceki zamanlarda, gündemin gazeteler tarafından belirlenip servis edildiğini ve halktan hiçbir şekilde geri dönüş alınmadığını, fakat şimdi ise durumun çok farklı olduğunu düşünüyor. İnternet yayıncılığıyla birlikte, artık okuyucuların haberle ilgili olumlu ya da olumsuz eleştiri yazabilme, ihtiyacına uygun bir içerik bulamazsa da anında farklı bir haber sitesine geçebilme fırsatı olduğunu ifade eden Mumay’a göre, istediği bilgiye anında erişemezse başka bir mecraya kayabilen, “şımarık okur kitlesi”ni elde tutmak çok zor.

Artık akıllı telefonlar, bilgisayarlar ile haber alıp verme ihtiyacı karşılandığı için iletişim yöntemlerinin bireyselleştiğini düşünen Bülent Mumay, bunun sonucunda da okurların kendi ilgi alanlarına dair haberleri bulup tüketmek istediğini söylüyor. Artık bir muhabirin genel olarak sağlık üzerine değil, ‘raw food’ gibi daha özel alanlarda uzmanlaşması gerekiyor. Sonuç olarak, çok çeşitli alanlarda uzmanlaşmış gazetecilere ve onların üretecekleri içeriklere ihtiyaç duyulduğunu, internet ile iletişimin bütün aşamalarının zaman içerisinde değiştiğini ve değişimin devam edeceğini düşünüyor.

Okuyucunun tercihlerine uygun içerik

Hürriyet Gazetesi’nin sanal dünyadaki trafiğini oluşturan Bülent Mumay, gündemi oluştururken okurların neyi tüketmek istediğinin önceden tahmin edildiğini ve buna uygun içerik üretildiğini söylüyor. Üretilen içeriğin hangi kitle tarafından, hangi iletişim aracı ile tüketilebileceği de dikkate alınıyor. Örneğin lise öğrencilerini ilgilendiren bir gelişme yaşandığı anda, bu haberi tüketecek kitlenin o anda okulda olduğu düşünülerek SMS veya Twitter ile haber  okuyucuya ulaştırılıyor. Mumay, haber merkezine ulaşan bir haberin duyurusunun önce Twitter’dan yapılması ve daha sonra ayrıntılı şekilde siteye yüklenmesinin “kurbanı parçalayıp yemek yapmak” gibi olduğunu, yani elde edilen bilgiyi en verimli şekilde kullanmaya çalıştıklarını ifade ediyor.

Ayrıca, gazeteci olmayı düşünenler için önerilerde bulunan Mumay, bir muhabirin sadece haberi yazmasının değil, haberi daha geniş kitlelere nasıl ulaştırabileceğini düşünmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Facebook, Twitter gibi hiçbir içerik üretmeyen ancak haber sitelerine rakip olduklarını vurgulayan Mumay, gazetecinin bu ortamda rekabet edebilmesi için haber yapıp çekilen değil, haberin büyük bir bulut yaratması için sosyal medyayı ve internetteki bazı imkanları kullanan, meraklı kişiler olması gerektiğini söylüyor. Sektörde, haberin daha fazla okunması için neler yapabileceğine dair düşünen, kafasında soru işaretleri olan kişilere ihtiyaç duyulduğunu da vurguluyor.