Emlak piyasasını sarsacak proje: “Evimitut”

Evinden çıkanlarla ev arayanlar, evimitut.net’te birleşiyor.

Kiralık bir daireye taşınmak isteyen, fakat emlak komisyonlarından korkanlar için yeni bir alternatif var, Evimitut projesi. Evimitut.net web sitesi, oturmakta olduğu evden çıkan kiracıların verdiği ilanlardan oluşuyor. Ev sahibi ve evi terk etmek isteyen kiracı anlaşarak internet sitesine bir ilan koyuyor ve böylece işin içinde emlakçı olmadığından, hem evi tutacak yeni kiracı emlakçıya herhangi bir komisyon ödemiyor, hem de ev, uzun süre boş kalmadan yeni kiracısına kavuşuyor.

Evimitut projesiyle 2014 Bilgi Genç Sosyal Girişimci Ödülleri’ni kazanan proje koordinatörü Beybin Esen, bu işe bir blog açarak başlıyor. Daha ilk günlerde sitenin trafiğinin ciddi anlamda yükselmesi, dördüncü günde 30 bin ziyaretçi sayısına ulaşılması bu projenin tutacağına dair inançları güçlendiriyor. Beybin Esen’e göre birbirini tanımayan insanların bir araya gelerek sesini yükselttiği bu çağda, bütçesi kısıtlı olanların ortak sorununu çözmek için böyle bir projeye imza attığını söylüyor ve ekliyor: “Biz, kolektif bilincin, kocaman bir emlak piyasasını sarsabilme ihtimalini sevdik”.

10483971_10153149454983298_4995440860546275102_o

Beybin Esen – Evimitut projesinin yaratıcısı

0 TL’ye eve çıkmak

Kısıtlı bütçesi olanları kalbinden vuran Evimitut projesinin gelecek planları ise daha da iddialı. Evimitut’un yaratıcısı Beybin Esen “kullanıcılarımızı 0 TL’ye eve çıkartacağız” diyor. Yeni bir evi kiralarken genelde sözleşme sırasında bir aylık kira ve depozito verilmesi gerektiği için, tek seferde büyük bir miktarın elden çıktığını belirten Esen, yakında bankalarla yapılacak anlaşma sonucu, bu ödemeyi taksitlere bölerek kiracılara kolaylık sağlanacağının müjdesini veriyor. Evimitut.net sitesi, depozito ve kira masrafı için ihtiyaç kredisinden daha düşük oranlı faiz fırsatı sağlayacak. Böylece tek seferde kiracının ev sahibine ödemesi gereken miktar, artık taksitlendirilebilecek. Yeni kiracılar, başta ödeme yapmadan evlerine yerleşecek, daha sonra taksitleri zaman içerisinde ödeyebilecek.

İlan veren indirim kazanıyor

Evimitut projesiyle ilgili en dikkat çekici ayrıntısı, eski kiracının yeni kiracıya evin avantaj ve dezavantajlarını anlatabilmesi. Fakat akıllara takılan en önemli soru ise şu; kira sözleşmesi biten ve evi terk edecek olan kiracı, neden siteye ilan versin? Beybin Esen, çıkacağı evin ilanını veren kiracılara da nakliye masraflarında veya bazı markalardan indirim gibi fırsatlar tanındığını söylüyor. Evden artık çıkmaya karar veren kiracı, ev sahibine “size yeni bir kiracı bulayım” diyerek siteye ilan veriyor. Karşılığında, evi terk ederken de eşyalarının taşınması için indirim kazanıyor. Esen, şaşırtıcı bir şekilde bazı eski kiracıların hiçbir fırsattan yararlanmadan da bu projeye katıldıklarını söylüyor ve ekliyor, “emlakçı herkes için bir yara”. Dönüşümü sağlayan gücün, internetteki kolektif bilinç olduğunu düşünüyor.

Evimi tut projesinin “sıfır TL’ye eve çıkma” fikrinin yanı sıra başka çalışmaları da var. Öğrencilerin ev tutmak isteyen kişilere evleri gezdirmesi ve karşılığında ufak kazançlar elde etmeleri, “garage sale” yani istenmeyen/kullanılmayan ikinci el eşyaların satışı gibi yeni fikirlerin de yakında site üzerinden gerçekleştirilmesi düşünülüyor.

“Uludağ eskisi gibi değil”

Uludağ’ın bu yılki doluluk oranı işletmecilerin yüzünü güldürdü, fakat tatilciler aldıkları hizmetten memnun değil.

Bu sezon kar kalitesinin ve seviyesinin yüksek olması sebebiyle Uludağ otelleri yüzde yüz olmasa da, yüksek bir doluluk oranı yakalamayı başardı. Beceren Otel Genel Müdürü Burak Beceren, 2015 Ocak ayı itibarıyla otellerin birçoğunun yüzde 85 oranında dolu olduğunu, en kalabalık günde ise 40 bin kişinin Uludağ’da bulunduğunu belirtti. Ayrıca 2015’in ilk günlerinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yenilenen teleferik, Uludağ oteller bölgesine kadar yolcu taşımaya başlayarak günübirlik gelenlerin sayısını artırdı. Bursa Teleferik A.Ş. görevlisi Hüseyin Kullacı, Bursa merkez ile kayak pistlerinin olduğu oteller bölgesi arasındaki ulaşımın hızlı, kolay ve ekonomik olması sebebiyle yoğunluğun gittikçe arttığını söylüyor.

Tatilciler artık sabah gidip akşam rahatlıkla dönebildiği için otellere ilginin azalması olası. Bursa’da yaşayan ve her yıl kayak yapmak için Uludağ’a çıkan İlayda Altınkaynak, bu sezon ulaşımın da kolaylaşmasıyla günübirlik gidip dönenlerden. Geçtiğimiz yıllarda birçok kez Uludağ’da konaklayan üniversite öğrencisi Altınkaynak, otel ve restoranlardaki fiyat performans oranının çok düşük olduğunu, yıllardır bir iyileştirme yapılmadığını söylüyor. Uludağ’da bulunan bir otelin resepsiyon şefine göre ise oteller bölgesinde her şey nasıl yapıldıysa öyle kalmış durumda. Otellerin ne iç ne de dış mekanlarında yenileme yapılmamasına karşın konaklama ücretleri sabit ve oldukça yüksek.

Akşamları dağda sessizlik hakim

Uludağ’ın bir başka problemi de pistlerin 17.00’da kapanmasının ardından bölgede sessizliğin hakim olması. Havanın kararmasıyla otellere dağılan tatilcilerin beklentisi, akşamları da eğlenebilmek. 1. bölgede bulunan bir otelin misafir ilişkileri yetkilisine göre eğer festival zamanı değilse, Uludağ’da hava kararınca yapacak hiçbir şey kalmıyor. Her otelin yemek ve eğlenceye yatırım yapmadığını belirten yetkili, Uludağ’a Winterfest zamanı gelinmesi gerektiğini düşünüyor. Kayak tatiline kış festivali başlamadan 2 hafta önce gelen üniversite öğrencisi Batu Hamurişçi, sadece büyük otellerin barlarında canlı müzik ve eğlence düzenlendiğini, fakat bunun da yalnızca cumartesi gecesi yapıldığını söylüyor.

“Kitaptan çalışana ekstra 5 puan”

Marmara Üniversitesi’nde hocalar “sadece ders kitabından çalışın” dese de öğrenciler ders notlarını ve ses kayıtlarını satın almaya devam ediyor. Bu durumun önüne geçmek isteyen Marmara Hukuk Ticaret Kürsüsü, Facebook hesabından yaptığı duyuru ile kitaptan çalışanlara ekstra 5 puan verileceğini açıkladı.

Ders notlarını satan fotokopiciler ve hocalar arasındaki gerginlik final döneminde de tırmanmaya devam ediyor. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi hocaları fotokopicilerden ders notu alınıp çalışılmaması, dersin kitaptan öğrenilmesi konusunda yaptığı uyarılara Facebook aracılığıyla da devam ediyor.

Dr. Tolga Şirin kürsü olarak her fırsatta ders notu ve ses kaydı satışlarına ilişkin görüşlerini ifade ettiğini, bu durumu engellemek için bir çaba sarf etmediklerini, fakat bunun onayladıkları anlamına gelmediğini vurguluyor. Hocaların bu ders notlarını onaylamadıklarına dair sözleri, satılan ses kayıtlarında bile yer alıyor. Dersin başında ve sonunda, derse nasıl çalışması gerektiğine dair uyarılarda bulunan akademisyenler, final döneminde de uyarılara Facebook aracılığıyla devam ediyor. Marmara Hukuk Ticaret Kürsüsü facebook hesabından  dün yapılan paylaşımda, kitaptan çalıştığını kanıtlayan öğrencilere ekstra 5 puan verileceği duyuruldu.

Facebook paylaşımının metni:

“Sevgili Öğrencilerimiz,

Dersi kitaptan öğrenmenin ve sınavlara kitaptan çalışmanın önemine ve hukuk mantığına yaptığı katkıya daha önce vurgu yapmıştık. Şimdi, bu tavsiyemizi destekleme ve ödüllendirme zamanının geldiğine inanıyoruz. Buna göre, önerilen kitaplardan çalışan arkadaşlara, final sınavlarında doğrudan puan (min.5) ekleyeceğiz”

10325596_10152370212842860_6870128443251344950_n

Cenart Hukuk – Ali Açıkgöz

Metnin devamında öğrencilerin kitaptan çalıştığını kanıtlaması gerektiği yazıyor. Öğrencilerin sınava çalışıp çalışmadıkları ise sınav sırasında kitapların asistanlar tarafından kontrol edilmesiyle tespit edilecek. Kitabın üstüne alınan notlar, altı çizilmiş satırlar öğrencinin çalıştığını ifade eden kanıtlar olarak kabul edilip bu öğrencilerin final notlarına 5 puan eklenecek. Marmara Üniversitesi’nin hukuk fakültesi öğrencilerine en çok ders notunu sağlayan, bu nedenle de fakültenin önyargıyla yaklaştığı Cenart Hukuk’un sahibi Ali Açıkgöz ise ders notlarını engellemeye çalışırken, bir grup öğrencinin mağdur edildiğini düşünüyor. Maddi durumu kitap almaya elverişli olmayan, arkadaşının kitabından çalışıp sınava girenlerin sınav sırasında kitabı olmayacağı için 5 puanı kaçırmasının haksızlık olduğunu düşünüyor. Bu nedenle Cenart Hukuk, maddi durumu iyi olmayan öğrencilere destek olmak amacıyla hiçbir ücret talep etmeden ilgili kitapları dağıtacağını açıkladı. Cenart Hukuk’un sahibi Ali Açıkgöz dağıttığı kitapların ücretlerini ileriki bir tarihte alabileceğini, öğrencilerin sınav nedeniyle mağdur olmaması için elinden geleni yapacağını söylüyor.

Dr. Tolga Şirin

Dr. Tolga Şirin

“Notlara çalışarak hukukçu olunmuyor”

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi akademisyenlerinin tercihi dersin derste öğrenilip sadece önerilen kitaplardan çalışılması, fakat öğrencilerin tercihi, kitapların yanında, bir de fotokopicilerde satılan anlaşılması daha kolay olan ders notu ve ses kayıtlarından yararlanmak. Özellikle dava örnekleri üzerinden gidilerek işlenen pratik derslerin notlarına ve ses kayıtlarına talep büyük. Pratik derslerde tartışılan davaların bir benzerinin vize ve final sınavında soru olarak çıkma ihtimali olduğunu düşünen 3. sınıf hukuk öğrencisi Y.T., “pratik sırasında dava üzerine yürüttüğümüz fikirler ve vardığımız sonuç, doğal olarak hiçbir kitapta yer almıyor. O anda yarattığımız fikir alışverişini daha sonradan okumak faydalı oluyor” diyor. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Tolga Şirin ise, öğrencilerin sadece bu notları okuyarak ‘hukukçu’ olacaklarını sanmalarının ise bir yanılsama olacağını, çünkü sadece ders notu okumak, olası bir sınavda bazı yanıtların verilmesini sağlayacağını, hukukçu olmanın ise derste kazanılabilecek birçok farklı meziyete sahip olmayı gerektirdiğini düşünüyor. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erdem Özdemir ise ders notlarının satılmasına pek sıcak bakılmadığını, ancak önemli olanın notların satışı değil, öğrencilerin yetişmesi olduğunu söylüyor. İdeal çalışma şeklinin ise hocanın anlattıklarının derste dinlenmesi, daha sonra kitaptan çalışılması olduğunu düşünüyor.

Hukuki açıdan ‘sorunlu’ 528129_10151407405872860_2081215800_n

Dr. Tolga Şirin’e göre ders notlarının tutulması ve paylaşılması normal, fakat ses kaydı alınması ve kazanç elde edilmesi anayasa ve ceza hukuku bakımından sorunlu. Anayasa ve insan hakları uzmanı Dr. Tolga Şirin, bir cihaz ile dersin kaydedilmesinin, yasalar bir kenarı koyulsa bile, etik açıdan nezaketsizlik olduğunu düşünüyor. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki birçok hoca bu konuda hemfikir, fakat bunun tatsız bir konu olduğunu ve görüş bildirmek istemediklerini söylüyorlar. Marmara Üniversitesi’nin hukuk fakültesi başta olmak üzere birkaç bölümü için öğrencilere geniş kaynaklar sunan fotokopicilerden biri, Cenart Hukuk’un sahibi Ali Açıkgöz ise bu durumun hukuki açıdan sakıncalı olmadığı görüşünde.

Bu işe ders notlarını önce ücretsiz olarak dağıtarak başlayan, ufak kazançlar sağlayarak devam eden, sonunda işyeri sahibi olan son sınıf hukuk öğrencisi ve Cenart Hukuk’un sahibi Ali Açıkgöz sadece ders notu satmadığını, öğrencilere ders kitapları açısından çok sayıda kaynak sağladığını öne sürüyor. Hocaların büyük kısmından tepki gördüğünü, fakat hem hukuki açıdan sakıncalı bir iş yapmadığını, hem de hukuk alanında sadece not ve ses kaydı değil, birçok farklı kaynak sağladığını ifade ediyor. Ayrıca hukuk fakültesinde okumanın, kitapların pahalı olması sebebiyle masraflı olduğunu düşünen Cenart Hukuk’un sahibi Açıkgöz, piyasadaki hukuk kitaplarını en uygun fiyata satan kitapçılardan biri olduğunu, dönem dönem indirim imkanları sağladığını, böylece öğrencilere destek olduğunu söylüyor.

Evsizlik sorunu çözülene kadar…

Bisikletleriyle evsizlere çorba dağıtan “Engelsiz Çorba” gönüllüleri, İstanbul dışına da yayılıyor. Hedefleri, evsizler için kalıcı bir çözümün bulunması.

Yaklaşık iki aydır “Engelsiz Çorba” projesinin gönüllüleri evsizlere ve mültecilere çorba dağıtmak üzere geceleri pedal çeviriyor. Projeden haberdar olup hazırlık veya dağıtım aşamasında görev almak isteyenler sırada bekliyor. Gösterilen yoğun ilgi sonucunda Mart 2015’e kadar dağıtılacak çorbaları pişirecek gönüllüler hazır. Son dağıtımlarda sokaklarda daha az evsizle karşılaşıldığı için 3 Ocak’a kadar ara verilip İstanbul’un farklı bölgelerinde keşif yapılacak. Hedef sadece İstanbul değil, tüm Türkiye. İlk olarak İzmir ve Ankara’da projenin hayata geçirilmesi için çalışmalar devam ediyor.

Projenin sorumlularından Özgür Gönülalan, “evsizlik sorununu bitirmek için yola çıktık” diyor. İlk olarak Engelsiz Pedal Derneği’nin üyeleri, Şefkat Derneği’nin Tophane civarında el arabalarıyla çorba dağıttığını öğrendikten sonra bu projeye başlama kararı alıyor. Bisikletlerle bu dağıtımın daha geniş bir alanda yapılabileceğini düşünen Engelsiz Pedal üyelerinin deneyimli sürücüleri ilk keşifleri yapıp Kasım ayında dağıtıma başlıyor. Özgür Gönülalan da, bu keşif grubunda ve ilk dağıtımlarda yer alan deneyimli “makam şoförleri”nden biri. Dağıtımlar, şu ana kadar evsizlerin yoğunlukla bulunduğu Fatih, Esenler Otogar ve Tozkoparan bölgelerinde haftanın iki günü gerçekleştiriliyordu, fakat artık bu bölgelerde daha az evsizle karşılaşıldığı için rota değişecek, çorbaya ihtiyaç duyulan yeni bölgeler keşfedilirse oralarda dağıtıma başlanacak.1013849_916938744997412_8062289012026574671_n (1)

Fatih ve Esenler civarındaki evsizlerle daha az karşılaşılmasının sebebi, havanın iyice soğumasıyla birlikte boş binalara saklanmış olmaları. Kuytu köşelerde barınacak yer bulan evsizler şimdilik soğuktan daha az etkileniyor olsa da, kalıcı bir çözüm elde edilmiş değil. Özgür Gönülalan, projenin amacının çorba dağıtırken farkındalık yaratmak, ilgili kurumların harekete geçmesini sağlamak olduğunu söylüyor.
Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi hem projeden haberdar olmadığını, hem de bu konuda herhangi bir çalışma yapılmadığını söylüyor. Dağıtım yapılan bölgelerden Tozkoparan’ın bağlı olduğu Güngören Belediyesi ise Suriyeli vatandaşlar için kampların olduğunu, ancak diğer evsizler için herhangi kalacak bir mekanın ayarlanmadığını söylüyor. Gönülalan başta olmak üzere Engelsiz Pedal Derneği gönüllüleri ise farkındalık yaratmakta kararlı. Kurumlar, bu sorunu dikkate alıp harekete geçene dek kışın çorba dağıtımına devam edilecek, yaz dönemi için ise yeni çalışmalar yapılacak.

Evsizlerin bulunduğu yeni bölgelerin keşfedilmesiyle 3 Ocak’ta dağıtıma yine 7 kişilik ekiplerle devam edilecek. Sadece İstanbul değil, diğer şehirlerde de gönüllüler pedal çevirmek için hazırlık yapıyor. Önce İzmir ve Ankara’da, daha sonra diğer şehirlerde de Engelsiz Çorba’nın devam ettirilmesi isteniyor. Ayrıca, toplumu ilgilendiren konulara engellilerin de müdahil olması hedeflendiği için, diğer şehirlerdeki dağıtımlarda da çorbada yine engellilerin de tuzu bulunacak.

Engelsiz Pedal Derneği’nin deneyimli sürücülerinden Özgür Gönülalan,  projenin hem olumlu, hem de olumsuz eleştiriler sayesinde gelişip şekillendiğini söylüyor. Engelsiz Çorba en çok, evsizlik durumunu “normalleştirdiği” için eleştirilse de, gönüllüler “kanıksanmayı” değil, “farkındalığı” artırdıklarını düşünüyor.. Yine de bu olumsuz eleştiriler , ekibi yeni hedefler belirlerken daha yaratıcı olmaya sevk ediyor.
Havanın günden güne soğuması, pek yakında da karın yağacak olması sürücüleri endişelendiriyor. Kötü hava koşullarına dayanıklı bisiklet ekipmanlarına ihtiyaç duyuluyor. Ayrıca bisiklet yollarının yetersizliği de güvenlik açısından sorun teşkil etse de, şimdilik gönüllüler yola devam ediyor.

Türkiye’de göz ardı edilen kesim, freelancer’lar

İstediği saatte uyuyup uyanan, istediği saatte evinde çalışmaya başlayan ‘freelancer’lar, yani serbest çalışanlar, Amerika ve Avustralya’daki iş gücünün yaklaşık olarak %30’unu oluşturuyor. Fakat Türkiye’deki son durumla ilgili yapılan herhangi bir araştırma yok. Sayısı belli olmayan Türk freelancer’ların bir kısmı halinden memnunken, bazıları da bu işi sadece ek gelir elde etmek için yapıyor.

Kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Freelancers Union ve freelancer’ların iş bulmasına olanak sağlayan şirket Elance-oDesk Inc. tarafından yayımlanan son raporlar, Amerika’da ve Avustralya’da her 3 çalışandan 1’inin serbest çalıştığını ortaya koyarak, geleneksel çalışma yönteminden yavaş yavaş vazgeçildiğini gösteriyor.

Ekim 2014’te düzenlenen online anketin sonucuna göre, Amerika’da 53 milyon kişi freelancer olarak çalışıyor. Amerika’daki iş gücünün yüzde 34’üne tekabül eden bu rakamlar, freelance çalışma stilinin görmezden gelinemeyecek kadar önemli bir kitle tarafından tercih edildiğini gösteriyor. En son 2006’da Amerika Birleşik Devletleri Genel Muhasebe Dairesi (Government Accountability Office) tarafından yayımlanan raporda, iş gücünün yaklaşık olarak %31’inin serbest çalıştığı belirtiliyor. Devletin konu üzerine araştırma yapmadığı son 8 yılda yaklaşık olarak 5 milyon kişinin daha freelance dünyasına adım attığı görülüyor.

Amerika’da uygulanan araştırmanın sonuçlarına bakıldığı zaman, 53 milyon kişi de geçimini tamamen freelancer olarak sürdürmüyor. Freelancer’ların sadece %40’ı geçimini olduğu gibi geliştirdiği projelerden sağlıyorken, %27’lik “moonlighters” şeklinde adlandırılan kısmı, gündüzleri kadrolu bir web işinden çalışan, akşamları da freelance web projeleri geliştiren çalışanlardan oluşuyor. Geriye kalan 18 milyon Amerikalı ise gündüz tamamen farklı bir işte çalışıp geceleri web işiyle uğraşan veya ara sıra ek gelir sağlayan kişiler. Ekim 2014’te Avustralya’da uygulanan aynı araştırmada, Amerika’ya oranla hemen hemen aynı sonuçlar elde ediliyor. Avustralya’da freelance çalışanlar toplam iş gücünün %30’unu (3,7 milyon kişi) oluşturuyor.

Avustralya ve Amerika’da iş gücünün yaklaşık olarak %30 ila 35’inin serbest çalıştığı biliniyor, ancak Türkiye’de herhangi bir kurum tarafından henüz bir istatistik çıkarılmamış durumda. Türkiye’deki serbest çalışanlar tarafından da kullanılan iş/müşteri bulma platformu Elance-oDesk Inc. şirketinin yayımladığı grafiklere göre, şirket totalde 7,2 milyon kullanıcıya sahipken %0,58’inin, yani yaklaşık olarak 35 bin üyenin Türk işveren ve iş arayanlar tarafından oluştuğunu söylüyor. Herhangi bir siteden yararlanmadan müşterileriyle buluşan freelancer’lar da var. 7 yıldır serbest olarak web işiyle uğraşan Serdar Cevher, “ben müşteriyi değil, müşteri beni buluyor” diyor. Sanal dünyada yaptığı işi gerçek dünyadaki marangozluğa benzeten Cevher, oluşturduğu sitelerin, aynı bir marangoza yaptırılmış kitaplık gibi, görenlerin beğenip ustasını sorduğunu, böylece müşterilerin kendi ayağına geldiğini söylüyor. Ayrıca “web developper istanbul” kelimeleri Google’da aratıldığı zaman üst sıralarda çıktığı için avantajlı olduğunu düşünüyor. Sistem yöneticiliği alanında birkaç yıldır freelance projeler geliştiren Eren Türkay da sosyal çevresi veya başkalarının ilgisini çeken işleri sayesinde müşterileriyle tanışıyor. Bir başka web çalışanı Uğur Matban ise uluslarası çapta tanınan bir reklam şirketinde grafik tasarımı alanında tam zamanlı olarak çalışıyorken, bağlantıları aracılığıyla arasıra freelance projeler de alabiliyor.

Yurtiçi ve yurtdışından birçok şirket ve şahıs için web siteleri geliştiren Serdar Cevher, bu işi 9-6 mesaisinin gereğinden fazla uzun olduğunu düşündüğü için seçtiğini söylüyor. “Bir pozisyon için yüksek maaş teklif etseler bile, eğer iş yerinde oturup gazete okuyacak kadar boş kalıyorsam, mutlu olamam” diyen Cevher, seçtiği freelance çalışma stiliyle gününü daha iyi organize edebildiğini düşünüyor. Bunun yanı sıra iş düzenini sürekli kılacak dış etkenlerden yoksun olunmasının ve bazı projeleri bitirebilmek için çok uzun saatler çalışılmasının, bu işin dezavantajları olduğunu düşünüyor. Eren Türkay ise bu işin sadece ek gelir kazanmak için yapılabileceğini söylüyor. Sadece serbest çalışanların, gelecek ayki gelirini hiçbir zaman bilemeyeceğini ve bu nedenle freelancer olmanın tedirginlik yaratabileceğini düşünüyor. Bu yüzden, tam zamanlı bir işe girene dek freelance işleri gerçici olarak yaptığını söylüyor. Web tasarımı yapan Uğur Matban ise tam zamanlı işine devam ederken, ara sıra ek gelir sağladığını söylüyor.

Avustralya’da uygulanan araştırmada, katılımcılar serbest çalışmayı seçme nedenlerini önem sırasına göre; ek gelir elde etmek, esnek bir günlük plana sahip olmak, çalışılacak projeyi seçme imkanına sahip olmak şeklinde sıralıyor. Amerika’da uygulanan araştırmanın katılımcıları da benzer yanıtlar veriyor. Freelancer’ların neden bu çalışma stilini seçtiklerine dair sözlerinden;“kendi günlük programımı yapmak ve ilgimi çeken konularda projeler üretmek istiyorum”, “yaratıcı bir iş ortaya koyabilmek için ofis uygun bir ortam değil” ilgi çekiyor.

Göz oymayan karga

Çok zeki ve bir o kadar da tehlikeli olabilen karga türleri pet shop’lara gelince, hayvan severlerin yeni gözdesi oldu.

Kuşların en zekisi olarak tanınan karga, son zamanlarda hayvan severlerin yeni ilgi odağı olmaya başladı. İstanbul Eminönü’ndeki evcil hayvan pazarında nadiren de olsa bulunabilen kargaların fiyatları epey yüksek. Fiyatları 200 ile 2 bin lira arasında değişen kargaların bu kadar değerli olmasının sebebi ise çok yetenekli ve zeki olmaları.

Bir papağan kadar iyi sesi taklit edebilmesi, sayı sayabiliyor ve konuşabiliyor olması hayvanseverler için kargayı cazip kılıyor. Eminönü esnafı kargaların, sahibinin sesinin aynısını taklit eden, 5’e kadar sayabilen, 100 kelimeyi ve 50 tam cümleyi ezberleyebilen tek kuş türü olduğunu söylüyor. Esnaf, aynı zamanda çok tehlikeli olabilen yaban kargasını değil de, evde bakılabilecek olan mayna kargası türünü sattıklarını da hatırlatıyorlar. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynel Arslangündoğdu da, hayvan pazarlarında ve petshop’larda satılan karga türünün “mayna kargası” olduğunu söylüyor. Mayna kargası, kargaların çok yakın akrabası olan ‘sığırcıklar’ familyasından bir tür. Siyah renkte, yaklaşık 20 cm boyunda olan mayna kargası çok zeki ve oyuncu bir hayvan olduğu için hayvanseverlerin ilgisini çekiyor. Evdeki eşyaları alıp kimseye fark ettirmeden saklayabiliyor, gagasına alacağı leblebiyi 5’e kadar sayabiliyor. Ayrıca sahibinin sesinin aynısını rahatlıkla çıkarabiliyor. İnsan sesini taklit etmekte çok başarılı olan kargaların kedi gibi miyavladığı, köpek gibi havladığı da görülebiliyor. Papağanlara göre daha uzun süre ve rahatlıkla konuştuğu için oldukça dikkat çekiyor. Doç. Dr. Arslangündoğdu, maynanın bu özelliklerine rağmen yine de evcil değil de ‘yaban’ hayvanı olduğu için, evde beslemenin uygun olmadığını düşünüyor. Ayrıca bu hayvanı besleyen kişilerden bazıları, karga çok sık ve sıvı halde dışkıladığı için her gün temizlemek gerektiğini, bahçesi olmayan evde bakımının zor olduğunu söylüyor. Fakat yine de bu duruma tolerans gösterebilenler de var.

Mayna kargası Hindistan ve bazı Afrika ülkelerinden daha yavruyken ithal ediliyor. Eminönü esnafına yavru bir mayna kuşunun gelişi en az 200 lira. Satışı ise kuşun özelliklerine göre 1500, 2 bin lirayı buluyor. Esnaf, kargaya 2 bin lira vermek yerine, daha elit bir kuş olan Afrika papağanı “jako”yu öneriyor. Fakat nadiren bulunan bir hayvan beslemek isteyenler yine de kargayı tercih ediyor.

Doç Dr. Zeynel Arslangündoğdu’nun verdiği bilgilere göre; kargaların genelde yaban hayvanı olması nedeniyle tehlikeli olabileceğini, ona ters gelen bir hareket yapıldığında insana zarar verebileceğini söylüyor. Mesela doğada yaşayan bir karganın eğer yavrusu yuvadan düşerse ve etrafta düşen yavruyu görüp yardımcı olmak isteyen kişiler olursa, anne karga yavrusuna zarar verileceğini düşündüğünden o kişilere saldırabiliyor. Aynı zamanda hafızası çok kuvvetli olduğundan, yavrusuna yaklaşan bu kişileri hiçbir zaman unutmuyor. Olur da karga, bu kişilerle farklı zamanlarda karşılaşırsa, her seferinde aynı saldırgan davranışları sergiliyor.

Doç Dr. Zeynel Arslangündoğdu bazı karga türlerinin şehir yaşamına alışarak, beslenme alışkanlıkları üzerine değişik davranışlar gösterdiğini söylüyor. Kuş türleriyle yakından ilgilenen blog yazarı Ayça Yaşıt, kargaların suya ekmek atıp balık avladıklarını, buldukları cevizi kırmak için kırmızı ışıkta arabaların geçeceği yola cevizi bıraktığını ve üzerinden araba geçen kırılmış cevizi alıp yediklerini söylüyor.

Astroloji okulları üniversiteli oluyor

Üniversite sertifikasıyla eğitim veren astroloji okullarının sayısı gittikçe artıyor. Astroart Astroloji Okulu ve Astroloji Akademisi sertifikalı eğitim veren astroloji okullarının ilk örnekleri. Yabancı ve Türk astrologlar, astrolojinin üniversitelerde lisans ve yüksek lisans programlarında yer alması gerektiğini düşünüyor.

Astroart Astroloji Okulu son yıllarda astroloji yorumlarıyla televizyonda ve sosyal medyada geniş bir kitle tarafından takip edilen Öner Döşer tarafından kurulan ve İstanbul’da 10 yıldır eğitim veren bir astroloji okulu. Astroart Astroloji Okulu, kurduğu astroloji televizyonu, astroloji gazetesi ve kitap yayınları ile astroloji meraklılarına geniş kaynaklar sağlıyor. Geçtiğimiz günlerde yaptığı anlaşma ile Girne Amerikan Üniversitesi aracılığıyla eğitimini sertifikalandırmaya başladı.

2011’de astroloji kitapları yayıncılığı ile bu işe başlayan Astroloji Akademisi ise, yayınlarını okuyanlardan gelen yoğun talep üzerine bir astroloji okulu açmaya karar verdi. İzmir’de kurulup daha sonra İstanbul’da ikinci şubesini açan Astroloji Akademisi, 2014 Mart ayında İstanbul Aydın Üniversitesi aracılığıyla sertifikalı astroloji eğitimi vermeye başladı. Akademinin temel seviye programı ilk mezunlarını vermiş durumda.

Astroart Astroloji Okulu’nun verdiği eğitim 36’şar hafta süren temel seviye, orta seviye ve üst programlar olmak üzere üç basamaktan oluşuyor. Her seviye sonunda, bir sonraki seviyeye geçmek için sınav uygulanırken, üst programın bitiminde ise uzmanlaşma projesi veriliyor. Uzmanlaşma projesinde %75 oranında başarılı olan öğrenciler ‘ustalık belgesi’ almaya hak kazanıyor. Astroart’ın kurucusu Öner Döşer’e göre yaklaşık 3 yıl süren eğitimini bitiren her öğrenci, astrolojik danışmanlık yapan bir astrolog kadar teorik bilgiye sahip oluyor. Ancak bu alanda uzmanlaşmak için sadece eğitime değil, bol bol pratik yapmaya önem vermek gerektiğini de belirtiyor. Görme ve yorumlama yeteneği gelişmiş olan kişilerin astroloji alanında daha başarılı olabileceğini söyleyen Döşer, iyi eğitim alan ama ortalama bir beceriye sahip kişilerin de bu işi başarıyla yapabileceğini söylüyor.

Astroloji Akademisi’nin verdiği eğitim ise toplamda 2 yıl 2 ay süren, temel ve ileri olmak üzere iki seviyeden oluşuyor. Astrolojik bir haritayı doğru şekilde okuyup yorumlamayı, astrolojinin felsefi temelleri üzerine temel ve ileri düzeyde verilen eğitim programlardan mezun olmak için her seviye sonunda öğrenciler sınava tabi tutuluyor. İki seviyeden de başarılı olunduğu takdirde eğitime devam etmek isteyen öğrenciler uzmanlaşma programlarına katılabiliyor. Astroloji Akademisi’nin kurucularından Devrim Dölen’in verdiği bilgiye göre psikolog olan bir eğitimci psikoloji uzmanlığı programını, doktor olan bir eğitimci de sağlık uzmanlığı programını yürütüyor. Finans uzmanlığı programı için çok iyi teknik analiz bilgisine sahip olan eğitimcilere ihtiyaç duyulduğundan, bu uzmanlık programı şu anda açılamıyor. Astroloji eğitimi aldıktan sonra hayata bambaşka bir gözle bakılacağını söyleyen Astroloji Akademisi eğitmeni Dölen, psikoloji, tıp, tarih gibi farklı alanlarda farklı araştırmaları ekip ruhuyla yürütebilmenin kişiye çok büyük bir tatmin sağladığını düşünüyor.

Astroloji üniversitede yer almalı

Astroloji okulu eğitmenleri ve yabancı astrologların ortak söylemi, astrolojinin üniversitelerde lisans veya yüksek lisans bölümleri olarak yer alması gerektiği. Astroloji bölümlerinin üniversitelerde kesinlikle açılması gerektiğini düşünen, Devrim Dölen’e göre astroloji Türkiye’de henüz primitif düzeyde biliniyor ve üniversitelerde yer alması için çok yol alınması gerekiyor. Öner Döşer ise üniversite aracılığıyla sertifika verilmesi, astrolojinin yakın gelecekte üniversitelerde daha çok yer bulacağının habercisi olduğunu düşünüyor. Üniversitelerde kesinlikle bu bölümün açılması gerektiğini düşünen Döşer, astroloji lisans ve yükseklisans eğitimin yurtdışında bazı modelleri olduğunu ve aynısının Türkiye’de de yapılabileceğini söylüyor.

Öner Döşer ve Roy Gillett

Öner Döşer ve Roy Gillett

İngiltere, Amerika ve Hindistan’da lisans ve yükseklisans programları ile astroloji eğitimi veriliyor. Büyük Britanya Astroloji Derneği Başkanı ve Wales Üniversitesi öğretim üyesi Roy Gillett’e göre de hukuk, psikoloji, eğitim gibi birçok alanda faydası olan ve kullanılan astroloji, yüksek öğretimde kendine yer bulmalı. Astrolojiden yararlanarak yönetim danışmanlığı yapmakta olan Roy Gillett, astrolojinin finans alanındaki rolünün piyasa tahminlerinde bulunmak, piyasa organizasyonu ve yönetimi yapmak olduğunu söylüyor.

‘Astroloji bilim olarak kabul edilmiyor’

Bilim olup olmamasıyla ilgili çokça tartışmaya sebep olan astroloji, Devrim Dölen’in de içerisinde bulunduğu küçük bir astrolog kitlesine göre bilim olarak kabul ediliyor. Öte yandan Astrolog Dölen, astrolojinin birçok astrolog tarafından bilim olarak kabul edilmediğini de hatırlatıyor. Ayrıca astrolojinin bilim olarak kabul edilmemesine karşın ‘-loji’ ekini almasıyla ilgili eleştirilere, “-loji eki binlerce yıllık geçmişe sahip, bu yüzden bu şikayetler bize gelmemeli” cevabını veriyor. Öner Döşer de bu konunun tartışmalı bir konu olduğunu, astrolojinin bilim mi, yoksa bilgi mi olduğuyla ilgili birçok astroloğun katılımıyla seminerler düzenlenip fikir alışverişi yapıldığını ifade ediyor.

Yurtdışında astroloji eğitimi veren üniversitelerden bazıları:

University of Wales (İngiltere)- Kültürel Astroloji ve Astronomi Yükseklisans Programı

Keplter Collage Washington (Amerika Birleşik Devletleri) – Astroloji Lisans Programı

University of Kent (İngiltere) – Kozmoloji ve Kehanet Üzerine Kültürel Çalışmalar Yüksek Lisans Programı

Banaras Hindu Üniversitesi ve Karpagam Üniversitesi (Hindistan)

Zorlu Center Avm güvenli mi, değil mi?

Huseyin_Aras

Hüseyin Aras

2013’te İstanbul’da açılan Zorlu Center Alışveriş Merkezi’nin girişinde ne güvenlik görevlisi var, ne de X-ray cihazı. Daha teknolojik olan video analiz sistemiyle tehlikeyi tespit edip müdahale eden alışveriş merkezi, uzmanlar tarafından eleştiriliyor.

Geçtiğimiz yıl açılan Zorlu Center Alışveriş Merkezi, girişte kapı dedektörü, güvenlik görevlisi veya X-ray cihazı bulundurmak yerine; video analiz sistemleri ile alışveriş merkezini gözetim altında tutmayı tercih ediyor. Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği’nden (AYD) alınan bilgiye göre, tüm alışveriş merkezi, yüksek nitelikli kameralar ile izleniyor ve sakıncalı bir durumla karşılaşıldığında görevliler hemen müdahale ediyor. Uzmanlar ise video analiz yönteminin güvenilir olmadığını düşünüyor. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Özel Güvenlik ve Koruma Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Hüseyin Aras, güvenliği ihlal eden bir olayın ekrandan izlenip sonradan güvenlik ekibinin olay yerine gitmesinin, güvenlik anlayışına ters olduğunu düşünüyor. Öğretim görevlisi Aras’a göre, girişlerde bulunan iyi eğitimli güvenlik görevlileri, profil çıkarma metodunu, şüphecilik ve senaristlik yeteneklerini gerek sabit noktada gerekse devriye görevi esnasında kullanarak tehlikeyi önceden önleyebilir. Ancak, video analiz yöntemi ile tehlike yaratabilecek kişilerin, örneğin bir uyuşturucu bağımlısının veya kapkaç düşüncesindeki kişinin önceden tahmin edilmesi ve önlem alınması video analiziyle pek mümkün değil.

Ülkü Tekgöz

Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği’ne (AYD) göre, güvenliğin girişten itibaren görünmüyor olması, o tesisin güvenliğinin olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak uzmanlar güvenliğin görünüyor olmasının caydırıcı etkisi olduğunu düşünüyor. Yalova Üniversitesi Mülkiyet Koruma ve Özel Güvenlik Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Ülkü Tekgöz, girişlerde bulunan veya avm içerisinde devriye gezen güvenlikçiler her şeyden önce caydırıcılık açısından çok önemli. Bir olay yaşanmadan önce veya başlangıcında müdahale edilebilmesi de böylece daha mümkün hale geliyor. Öğretim görevlisi Hüseyin Aras da güvenlik görevlilerinin ortamda bulunmasının birçok yaşanacak tehlikenin önlendiğini ve müşterilerin kendilerini güvende hissettiğini söylüyor. Aras, 11 Eylül olaylarından sonra avm girişlerinde kıyafetleri ve çantası yeterince aranmayan kişilerin tedirginlik yaşadığını, “Neden beni aramıyorsun, o halde hiç kimseyi aramıyorsundur. Demek ki burası güvenli değil” dediklerini hatırlatarak, güvenlik görevlilerinin ortamda bulunuyor olmasının, müşterilerin memnuniyeti ve güvende hissetmesi açısından önemli olduğunu vurguluyor.