Üçüncü kadın şef


Öğrenimini bağış kampanyasıyla sürdüren, Türkiye’nin üçüncü kadın orkestra şefi adayı Nisan Ak, geçtiğimiz günlerde New York’ta ilk operasını yönetti.

ABD’de devam ettiği orkestra şefliği öğrenimini Indiegogo’da düzenlediği bağış kampanyası ile karşılayan Nisan Ak (24), ilk operasını geçtiğimiz günlerde New York’ta yönetti. Ak’ın yüksek lisans öğrenimi gördüğü New York Şehir Üniversitesi (CUNY) –Queen’s College’in  LeFrak salonunda gerçekleşen temsilde Joel Mandelbaum’un “The Man Made Moon” isimli modern operası seslendirildi.

Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nü birincilikle bitiren Nisan Ak, bir atölye çalışmasına katılmak için gittiği Queen’s College’un eğitmenleri tarafından üstün yetenekli bulunmuş ve yüksek lisans öğrenimi için davet edilmişti. Ak, öğrenim masraflarını karşılayabilmek için Indiegogo isimli bağış sitesinde kampanya düzenlemiş, “Türkiye’nin üçüncü kadın orkestra şefi olmak istediğini” belirterek destek istemişti. Jehan Barbur, Şirin Soysal, Başak Yavuz ve Elif Çağlar Muslu gibi müzisyenlerin de destek çağrısında bulunduğu 3 dakikalık videoya, 303 kişiden cevap geldi ve kampanyada hedeflenen 15 bin dolara 17 Mart’ta ulaşıldı.

Yüzde 85’i Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık’tan gelen bağışlar olmak üzere 23 ülkeden gönderilen 15 bin dolar, Ak’ın Queen’s College’da devam etttiği yüksek lisans eğitiminin ikinci dönemini karşılayacak. Türkiye’nin bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan kadın orkestra şeflerinden biri olmayı hayal eden Nisan Ak, eğitimi bitene dek desteğe ihtiyacı olacağından büyük şirketler ve kurumların desteğini bekliyor.

Queen’s College’e, Maestro Maurice Peress tarafından davet edilen Nisan Ak, Peress’in sınıfındaki tek orkestra şefliği öğrencisi. Dünya çapında tanınmış ilk orkestra şeflerinden Leonard Bernstein öğrencisi olan 84 yaşındaki Maurice Peress, şimdi Nisan’ı yetiştiriyor. Nisan, Türkiye’de de Mimar Sinan Konservatuarı gibi orkestra şefliği eğitimi veren kurumlar olduğunu, fakat uluslararası bir kariyere sahip olmayı hedefleyerek New York’a gittiğini söylüyor.

nisan ak 02İlk opera

ABD’de dünyanın en iyi orkestralarının provalarına katılıp, en başarılı müzisyenlerle tanışma fırsatı yakalayan Nisan’ın hedefleri büyük. Hem henüz eğitimi bitmemişken, misafir orkestra şefliği ve asistanlık başvurularında bulunuyor, hem de eğitmeni Maurice Peress’in asistanlığını yapıyor. Her gün en az 12 saatini okulda müzik deşifre ederek, provalara ve konserlere katılarak, müzik tarihi, teori ve pratik gibi derslere çalışarak geçiriyor. Yarın Queen’s College’ın LeFrak salonunda ilk temsilinin sahneye koyulacağı “The Man Made Moon” adlı modern opera Nisan’ın yönettiği ilk eser olacak.

Kadın müzisyenlerin sayısı bilinmiyor

Bağış kampanyasını “Türkiye’nin üçüncü kadın orkestra şefi olmak istiyorum” sloganıyla yürütmesini, Türkiye’de İnci Özdil ve Sera Tokay dışında kadın orkestra şefi olmamasına bağlıyor. Ancak kampanya sırasında bu sayısının ikiden fazla olduğu yönünde uyarılar almış.  Ak’a göre, Türkiye’deki kadın müzisyenleri derleyen bir müzikolog olmadığı için kadın müzisyenlerin sayıları tam olarak bilinmiyor. İtalya’da bulunan bir kurum tüm dünyadaki kadın müzisyenleri derliyor, fakat yine de şeflerle ilgili bir çalışma yok. Eksik bilgiyle olsa da “Türkiye’nin üçüncü kadın orkestra şefi” unvanın, kampanyanın başarıya ulaşmasında önemli rol oynadığını düşünen Ak, erkek egemen bir sektörde kadın olarak var olmanın güç gerektirdiğini şimdiden tecrübe ettiğini, sayısını tam olarak bilmese de kadın meslektaşlarının varlığından gurur duyduğunu söylüyor.

Fotoğraf: Pelin Ulca

“Ödevlerim müzik olsun istemedim”

Bir süre önce O Ses Türkiye’de yarışan Bilgi İşletme mezunu Serkan Soyak’la yarışmayı, müziği, Mazhar’ı, Özkan’ı ve hayallerini konuştuk.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü 2014 mezunuSerkan Soyak, O Ses Türkiye yarışmasında söylediği hard rock türündeki şarkıyla Ebru Gündeş‘i bile döndürmeyi başarmıştı. Altı kez eleme etabını başarıyla geçen, fakat çeyrek finalde elenen Soyak, Mazhar ve Özkan’la çalışmanın rüya gibi olduğunu söylüyor.

Serkan Soyak sosyal medyada fazla popülerleşmeyen yarışmacılardan. O ses Türkiye’ye bir yarışma olarak bakmadığından, çeyrek finalde elendiği için üzgün değil. Yarışmanın başından sonuna kadar tarzını koruyarak, gerçekten müziğine değer verenlerle buluştuğunu düşünüyor. Televizyonda popüler olmak için göze hitap ederek, sansasyonel olarak ratingleri artırmak gerektiğini düşünen Soyak, tarzından ödün vermeyip daha büyük kazanç elde ettiğini söylüyor. Yarışma boyunca birlikte çalışmayı seçtiği jüri üyeleri Mazhar Alanson ve Özkan Uğur’la tanışıp müzik yapabildiği, hatta onlara “abi” diye hitap edebildiği için kendini çok şanslı hissediyor. Serkan’la işletme öğreniminden müzisyenliğe uzanan yolculuğunu ve hayallerini konuştuk.
1901318_822571471139923_333766352826486346_n
Yarışmada neden Mazhar ve Özkan’ı seçtin?

Şarkımı beğenip koltuklarıyla bana döndükten sonra o kadar güzel ve hissederek dinlediler ki beni, o an gerçekten bir bağ kurabildiğimizi hissettim. MFÖ grubundan herhangi bir üye zaten bu tarz bir yarışmada jüri ise, çok da düşünmenize gerek yok. Bu fırsat bir daha ele geçmez.

Mazhar ve Özkan’la çalışmak nasıldı? Zorlandın mı?

Onlarla çalışmak tam anlamıyla rüya gibiydi. Yarışmanın başında çok fazla yarışmacı olduğundan, fazla iletişim kuramamıştık. Fakat ne zaman ki çeyrek finale doğru yaklaştık, o zaman iletişimimiz arttı. En güzeli de onlara abi diyebilmekti. Hem Mazhar Alanson hem de Özkan Uğur, tarzımdan asla vazgeçmeyeceğimi bildiklerinden, şarkı seçimlerime dahi karışmadılar. Hep güvendiler ve desteklediler. Bu sebeple onlarla çalışırken hiç zorlanmadım, aksine her geçen gün daha fazla keyiflenen bir macera yaşadım diyebilirim.


Bundan sonra ne yapmak istiyorsun? Mazhar Alanson ve Özkan Uğur çalışmalarına destek olacak mı?

Herhangi bir destek konusunda anlaşmadık fakat biliyorum ki Mazhar Alanson ve Özkan Uğur fikirlerini ve yardımlarını asla esirgemeyeceklerdir. Zamanı geldiğinde en ama en güvendiğim iki bestemi kaydederek onlara dinleteceğim. İnanıyorum ki bana doğru yolu gösterecekler. 2007’den beri yazdığım 40’ı aşkın bestem var, hala da üretmeye devam ediyorum. Mart ayı itibariyle “Serkan Soyak” olarak sahne almaya başladım. Orkestrayı kurduk, provalara başladık. Serkan Soyak olarak tamamen kendi bestelerimi ve en sevdiğim coverları çalacağız. Ayrıca internet üzerinden verdiğim konserlerim de devam ediyor.

İnternet üzerinden verdiğin konserlere ilgi nasıl?

Bu konserleri oldukça spontane şekilde yapıyorum. Şubat ayı içinde yaptığım  konserim 700 civarı tıklanma aldı, konser boyunca da minimum 30 kişi yayında kaldı. Bu rakamlar bence oldukça iyi. Çünkü bu konserleri herhangi bir kazanç sağlamadan, tamamen keyfi yapıyorum. İzleyenler şarkı isteğinde bulunabiliyorlar ve benim için en güzel tarafı da bu oluyor. O Ses Türkiye her ne kadar popüler kültürün göbeğinde olan bir yarışma olsa da, bu yarışmaya yapabileceğim en iyi reklamı yapabilmek için katıldım ve alacağımı da aldım.

serkan soyak2Bilgi Üniversitesi işletme bölümünden mezunsun. Müziğe olan ilginin sebebi nedir?

Müziği teorik olarak okuma fikri bana hiçbir zaman cazip gelmemişti. Müzik her zaman kalbimden geliyor. Bestelerken de öyle, sahnede icra ederken de öyle. Bu sebeple “ödevlerimin dahi” müzik olması fikri hoşuma gitmediğinden belki de konservatuardan kaçtım ve eğitim anlamında sosyal bilimlere yöneldim.

Peki Bilgi’nin müzik kariyerine katkısı oldu mu?

Bilgi Üniversitesi’nde eğitimime başladıktan sonra müzik kariyerim her geçen gün yukarıya çıkmaya devam etti. Destekleyen hocalarla tanışmak ayrı, okulda grubumla verdiğimiz konserler ayrı keyifliydi. En unutamadığım konser ise grubum Dekadans ile 2012 yılında verdiğimiz Bilgi Welcome Fest konseriydi. Binlerce kişi Murat Dalkılıç’ın önünde çıkan bir grubun açılış parçası olarak “Comfortably Numb” dinledi ve tüm konser boyunca bizim gibi onlar da müthiş mutluydu.

Serkan Soyak Band’in Facebook sayfası: www.facebook.com/serkansoyakband

İran’ın karanlık sokaklarında yolculuk

Sinemaseverlerin uzun zamandır merakla beklediği İran’ın ilk vampir/western filmi geçtiğimiz günlerde If İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde vizyona girdi. Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, siyah beyaz sinematografisi ve psikedelik müzikle süslenmiş büyülü atmosferine rağmen beklentileri karşılayamadı.

Yönetmen Ana Lily Amirpour 8 kısa filmin ardından çektiği ilk uzun soluklu film Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız ile Fars kültürünü perdeye taşıdığı için, klişeleşmekte olan vampir sinemasına yeni bir soluk getirmiş oldu. California’da çekimleri tamamlanan ABD yapımı film, şu ana kadar 2 ödül kazandı. Gece yarısı sokaklarda kaykay ile dolaşan vampir kız ile İran’da, hayali kovboy kasabasının tenha köşelerini görüyor, açlığı ve kötülüğü yakından izliyoruz.

İran’lı vampir-aşk hikayesinin iki ana karakteri; geceleri distopik bir şehir olan Bad City’de ava çıkan isimsiz vampir kız ve uyuşturucu bağımlısı babasıyla ilgilenmekle yükümlü olan Arash. Feminist vampir ve Arash, şehirdeki uyuşturucu satıcısının ‘şüpheli’ ölümü sonucu tanışıyor ve birbirlerinden çok farklı olmalarına rağmen ayrılamıyor. Kadının aşağı görülmesini eleştiren filmde uyuşturucu satıcısı ve şiddet yanlısı erkekler vampir tarafından sırayla cezalandırılıyorken, Arash sevgi ve bağlılıkla ödüllendiriliyor.A-Girl-Walks-Home-Alone-at-Night-2014

Birbirinin benzeri onlarca Hollywood vampir filminin ardından, yeni bir kültürün izlerini bulabileceğimizi, metaforik hikayesiyle gerilim türüne yeni bir bakış açısı getireceğini düşündüren Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, beklentilerin aksine şekle takılıp kalanlardan.Tamamı siyah beyaz formatta çekilmiş vampir filminin sunduğu resimler ve sesler seyirciyi ilk anda etkiliyor, fakat konunun işleniş biçimi sığ kalıyor. Bad City’deki hemen her evde izlenmekte olan televizyon programında kadına ve erkeğe toplumsal rollerini hatırlatan konuşmacı, toplumsal cinsiyet sorununa dair önemli bir söylem olsa da, film boyunca sorunlar detaylı olarak ele alınmadığından, konu havada kalıyor. Çoğu sahnede duyduğumuz, genellikle post rock türündeki şarkılar ise doğru zamanda, doğru yerde duyulduğu için büyülü bir hava katsa da, filmin durağanlığını bozmaya yetmiyor.

Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, 99 dakika boyunca kadının aşağılandığı kültürleri eleştirmek için çabalıyor ama ne yazık ki siyah beyaz etkileyici resimler göstermek, iyi şarkılar dinletmek dışında pek de başarılı olamıyor.