Üniversitede ‘hassas meseleleri’ konuşmak


Eğitimde hassas meselelerin konuşulmasını 1915 Ermeni-Türk meselesi üzerinden anlatan akademisyenler aynı görüşte birleşiyor, “öğrencilere özgür bir ortam sunulmalı”. Tarih Vakfı’nın düzenlediği perşembe konuşmalarının 12.’si; “Eğitimde ‘Hassas Meseleleri’ Ele Almak: 1915 Örneği” paneli üç farklı üniversitenin akademisyenlerinin katılımıyla 16 Nisan’da Marmara Belediyeler Birliği Binası’nda gerçekleşti.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Ayşe Gül Altınay’a göre din, sosyoekonomik düzey, toplumsal cinsiyet gibi çeşitli eksenlerde ötekileştirmeyi üniversitede konuşurken, özgür bir ortam yaratmak çok önemli. Öğrenciler için en sarsıcı anın, aynı tarihi olayın farklı kaynaklarda, farklı şekillerde anlatıldığının fark edildiği an olduğunu düşünen Altınay, derslerinde görsel materyalden, film, röportaj ve tanıklıklardan yararlanmaya özen gösterdiğini belirtiyor. Özellikle tartışılan olayı yaşayan kişilerle tanışmak ve tanıştırmanın çok etkili ve doğru bir yöntem olduğunu düşünen Altınay, 2002’de dersine konuk olarak davet ettiği Hrant Dink’in konuşmasının, öğrencileri derinden etkilediğini ve onlara yıllarca üzerine düşünülecek bir fikir penceresi açtığını belirtiyor.

Ermeni milliyetçiliği de tartışılmalı

Antropoloji ve kültürel çalışmalar alanında ders veren Ayşe Gül Altınay’a göre azınlıklar ve ötekileştirme gibi konuşmaktan çekinilen hassas konulara, müfredatta herhangi bir konu gibi yer verilmesi, bu konuların normalleştirilmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra, güncelleştirmek ve geçmişle bağ kurmak gerektiğini, 1915’te Ermeni ve Türkler arasında yaşananların etkilerinin hala devlet-toplum düzeyinde sistematik bir ayrımcılık olarak devam ettiğini ve bunların konuşulmasının yararlı olacağını düşünüyor. Ayrıca Altınay, Ermeni meselesini konuşurken, hiçbir fikri eleştiriden muaf tutmamak gerektiğinden, Ermeni milliyetçiliğini de tartışabilmenin gerekliliğinden bahsediyor. Altınay’a göre dikkat edilecek nokta, tüm bunları katılım çerçevesinde, sindirerek, demleyerek tartışmak.

İkileme düşmek, dünya görüşünü değiştiriyor

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kenan Çayır’a göre tarihle ilgili farklı kaynaklardan okumalar yaparken kafa karıştırıcı bir ikileme düşmek, kişinin dünya görüşünü değiştirebiliyor. İnsan hakları ve vatandaşlık üzerine dersler veren Çayır’a göre en önemlisi, kendini sorgulamak. İnsanın kendi varsayımlarını, inançlarını, hislerini ‘amaçlı olarak’ sorgulamayı öğrenmesi, perspektifini değiştirmesine olanak sağlıyor. Ermeni meselesi, Dersim olayları gibi tarihimizdeki hassas meseleleri üniversitede tartışırken, öğrencileri taraf olmaya çağırmak yerine, onlara kendi perspektiflerini bulmaları için alan açmak gerektiğini savunan Doç Dr. Çayır, dünyanın genelinde hakimiyet ve ezilme ilişkisinin var olduğunu, ancak öğrencileri hemen ezilenden yana olmaya çağırmamak gerektiğini düşünüyor. Hassas meseleler üzerine farklı kaynaklardan bilgilenen ve kendini sorgulayan kişilerin kendi dünya görüşlerini zaman içerisinde dönüştüreceğini vurguluyor.

Aynı zamanda Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi müdürü olan Kenan Çayır, ayrımcılık gibi özenle anlatılması gereken konular için az da olsa yerli kaynakların bulunduğunu, fakat gereken pedagojik yöntemin uygulanamadığını düşünüyor. Hem lise, hem üniversite düzeyindeki eğitimcilerin doğru bildiklerini kabul ettirmeye çalışmak yerine, öğrencilere kendilerini sorgulamaları ve tartışmaları için güvenli ortamı sağlamaları gerektiğini söylüyor ve ekliyor, “geri dönüp utanç duygularıyla geçmişini incelemek acı verici bir şey”. Bu farkındalığı yaşayan öğrencilerin kendi konfor ortamından çıkarak tarihleriyle yüzleşmeleri ve bu dönüşümü yaşayan diğer kişileri keşfetmeleriyle hayatlarında kırılma anı yaşadıklarını düşünüyor. Çayır’a göre dönüşüm dersle bitmiyor, hayata da entegre etmek gerekiyor. Sivil toplum kuruluşlarından Kara Kutu Derneği’nin hafıza yürüyüşleri, dünya görüşünün eyleme geçirilebildiği çalışmalardan biri.

Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Umut Azak konuşmasına, Ocak 2015’te Ermenistan ve Türkiye’den katılan iki grup öğrenciyle yaptıkları “Turkish Armenian Dialogue and School of Discourse Tranformation” projesini anlatarak başlıyor. 10 gün boyunca Ermenistan’ın başkenti Erivan ve İstanbul’da, Ermeni ve Türk ilişkilerinin dünü, bugünü ve yarınının konuşulduğu projeye, moderatör ve iki ülkenin öğrencilerinden oluşan 18 kişilik grubun katıldığını söyleyen Umut Azak proje boyunca birçok duygusal öğrenmenin ve dönüşümün yaşandığını düşünüyor. En önemli duygusal dönüşümün de İstanbul’da, projenin son gününde katıldıkları 19 Ocak Hrant Dink yürüyüşünde yaşandığını, Ermenistan’dan katılan öğrencilerin “hepimiz Ermeni’yiz” diyen topluluğu görünce şaşkınlık yaşadığını söylüyor.

Proje boyunca yapılan önemli çalışmalardan biri olan, Ermeni-Türk ilişkilerindeki önemli olaylar çizelgesinin oluşturulması sırasında, Ermeni ve Türk grubun birbirinden farklı çizelgeler oluşturduğunu belirten Azak, Ermeni grubun Türklerin tamamen soykırımı inkar ettiklerini düşündüğünü, fakat Türk grubun bu konuda ne inkar ettiğini, ne de kabul ettiğini, politik davrandığını söylüyor. Bu nedenle ilk günlerde diyalogta tıkanıklık olsa da, ilerleyen günlerde bunun aşıldığını, iki tarafın da birbirinden birçok şey öğrendiğini ve iki şehirdeki geziler sırasında yaşanan tanıklıklarla duygusal değişimler yaşadıklarını belirtiyor. En başta bu çalışmanın aslında bir araya gelip diyalog kurma projesi olacağını düşünen Azak, “anladım ki bu sadece bir kendini ifade etme, diyalog kurma projesi değildi, çünkü herkes farklı şeyler öğrendi ve yaşadı” diyor.

İzmir kitap fuarı sona erdi

İzmir Kitap Fuarı bugün sona erdi. İzmir Kültürpark’ta 20. kez kapılarını kitapseverlere açan fuar, TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle 18-26 Nisan arasında düzenlendi. Fuarı 9 gün boyunca 423 bin okur ziyaret etti. 400 yayınevi ve sivil toplum kuruluşlarının katıldığı kitap fuarında, aralarında Can Dündar, Ayşe Kulin, Ataol Behramoğlu, Canan Tan, İlber Ortaylı, Enver Aysever, Ece Temelkuran, Ali Kırca’nın bulunduğu yüzlerce yazar, imza günleri ve söyleşiler gibi 150 etkinlik ile okurlarıyla bir araya geldi.

İmza günü için fuarda bulunan Vural Savaş, fuara katılmaktan son derece mutlu olduğunu belirtti. Kültürsüz toplum olacağına inanmadığını söyleyen Savaş, “Fikir eserlerinin çok az okunduğu bir toplumda yaşıyoruz. Kitap fuarları bizi tanıyan, tanımayan okurlarla buluşmak için aracı oluyor” dedi. İmza günü olan bir diğer yazar Yalçın Küçük ise kendisini çok iyi tanıyan ve takip eden kişilerin standa büyük ilgi gösterdiğini, herkesin bilinçli şekilde kitap alışverişi yaptığını ifade etti.

Bu yıl İzmir Kültürpark’ta hem kitap fuarının 20. yılı, hem de Aziz Nesin’in 100. yaşı birlikte kutlandı. Fuarda sergilenen “Aziz Nesin 100 Yaşında” portre karikatür sergisi ve Nesin Vakfı’nın düzenlediği söyleşilere katılım büyüktü.

Bisikletler köprüden Özgecan için geçecek


Kadına yönelik şiddeti protesto etmek ve kadınlara güvenli ulaşım hakkını savunmak için bisikletliler 8 Mart’ta Boğaziçi Köprüsü’nden geçecek.

Mersin’in Tarsus İlçesi’nde okuldan çıkıp evine dönmek için bindiği minibüsün şoförü tarafından katledilen Özgecan Aslaniçin protestolar devam ediyor. İstanbul Üniversitesi Bisiklet Kulübüorganizatörlüğünde yüzlerce bisikletli, “kadına güvenli ulaşım hakkı istiyoruz” sloganıyla, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nde Boğaziçi Köprüsü’nden Özgecan Aslan için geçiş yapacak.

Güvenli ulaşımın her kadının hakkı olduğunu düşünen ve kadına şiddeti eleştiren İstanbul Üniversitesi Bisiklet Kulübü, köprüyü bisikletle geçme eylemi için gerekli izinleri aldı.

Lütfü Kırdar Kongre Merkezi‘nin önünde 10.30‘da başlayacak bisiklet turunun, Haydarpaşa Tren Garı‘nın önünde 11.40 civarındasona ereceği tahmin ediliyor.

İ.Ü. Bisiklet Kulübü tarafından belirlenen rota: 10.30: Lütfü Kırdar Kongre Merkezi
10.32: Osmanbey Metro
10.35: Büyükdere Caddesi
10.38: Yıldız Posta Gazetesi
10.42: Yıldız Kavşağı
10.44: Köprü Sapağı
11.10: Beylerbeyi Kavşağı
11.15: Kuzguncuk Caddesi
11.18: Paşalimanı Caddesi
11.21: Hakimiyet-i Milliye Caddesi
11.23: Üsküdar Harem Sahil Yolu
11.28: Burhan Felek Caddesi
11.38: Haydarpaşa Tren GarıFacebook sayfası:https://www.facebook.com/events/339187839601525
Twitter hashtag’i: #2kita1CAN

Etkinliği duyurmak için oluşturulan Facebook sayfasında şimdiye kadar 1300 kişi katılacağını belirtmiş durumda. Etkinliğe katılacağını belirtenBoğaziçi, Koç, Sabancı, İstanbul Teknik, Bahçeşehir, Marmara, Galatasaray, Özyeğingibi birçok üniversitenin öğrencileri dışında;Bisikletli Ulaşım Platformu, Küçükçekmece Bisiklet Grubu, Küçükçekmece Doğa Aktiviteleri Ekibi, Sahil Bisiklet Ekibi gibi bisiklet platformları da boğazı geçecek.

Etkinliğin organizatörlerinden İstanbul Üniversitesi öğrencisi Belçim Zaman, Özgecan’ın ve daha birçok kadının başına gelen tacizin ve zorbalığın sadece minibüste, otobüste değil, bisiklet başındayken bile başlarına geldiğini söylüyor. Özgecan’ın haberini aldıktan hemen sonra böyle bir organizasyon düzenlemeye karar verip gerekli izin için başvuruda bulunan İÜ Bisiklet Kulübü, şiddetin hiçbir yönlüsünün savunulamayacak olduğunu, bu yüzden etkinliğin kadın, erkek herkese açık olduğunu belirtiyor.

Daha önce İÜ Bisiklet Kulübü olarak düzenledikleri bir çok etkinlikte Boğaziçi Köprüsü’nden geçiş yaptıklarını söyleyen Zaman, bu kez üzüntüler paylaşılacağı için daha farklı bir deneyim yaşanacağını düşünüyor. İstanbul Üniversitesi hocalarının da desteğiyle düzenlenen bisiklet turu için tüm bisiklet kullanıcılarının desteği bekleniyor.  Tur sırasında köprüde bisikletlilere ayrılan şeritten çıkmadan, duraksamadan bisiklet sürmeye devam etmek ve mutlaka kask, eldiven gibi malzemeleri kullanmak gerekiyor.

 

Staj imkanları kısıtlanıyor…

19’uncu Milli Eğitim Şurası’nda, turizm lisesi öğrencilerinin alkol servisi yapılan mekanlarda staj yapmasının yasaklanması önerildi. 5 yıldızlı otelde veya lüks restoranlarda staj yapmayı hayal eden turizm öğrencileri, önerinin kabul edilmesinin yerinde bir karar olmayacağını düşünüyor.

Geçtiğimiz günlerde, Milli Eğitim Bakanlığı’nca düzenlenen 19’uncu Milli Eğitim Şurası, turizm meslek lisesi öğrencilerinin, içki servisi yapılan işletmelerde staj faaliyeti yapmalarının yasaklanması önerisini sundu. Komisyonda Anadolu otelcilik ve turizm meslek liselerinin öğretim programlarından “alkollü içki ve kokteyl hazırlama” dersinin çıkarılması ve alkol servisi yapılan işletmelerde staj imkanı tanınmaması önerildi. Komisyon Başkanı Hayati Akyol öğrencilerin de görüşlerini aldıktan sonra ders programında herhangi bir değişiklik yapmama kararı alsa da, öğrencilerin staj faaliyetleri ile ilgili henüz bir karara varmadı.

Her otelcilik ve turizm lise öğrencisinin hayali olan 5 yıldızlı bir otelde veya lüks bir restoranda staj yapmanın önüne engel koyulma ihtimali gündeme gelince, öğrenciler, mezunlar ve çalışanlar, bu kararın yanlış olacağını dile getirdi. Habervesaire’ye fikirlerini belirten Etiler Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi mezunu Burak Kasap, alkol servisi yapılan mekanlarda staj imkanı sağlanmazsa, verilen mezunlar için turizm alanında yeterli olduğunun söylenemeyeceğini düşünüyor. Şu anda Gazi Üniversitesi’nde gastronomi bölümünde okuyan Kasap, neredeyse tüm otel ve restoranlarda alkol servisi yapıldığı için, bu yasaklama getirildiği takdirde öğrencilerin staj bulma konusunda mağdur olacağını söylüyor. Henüz staj tecrübesi kazanmamış olan turizm öğrencisi Ergün Iltuzer’in hayali The Marmara Oteli’nde staj fırsatı yakalamak. Öğrencilerin staj sırasında alkol kullanmasından çekinildiği için böyle bir yasağın önerildiğini düşünen Iltuzer, “Staja zaten alanımızla ilgili bilgi sahibi olmak, deneyim kazanmak için gidiyoruz; neden alkol tüketelim?” diyor.

Öte yandan, staj tecrübesi sırasında arkadaşlarının alkol kullanırken yakalandığını söyleyen öğrenciler de mevcut. Görüş bildiren turizm öğrencileri, bu durumun önüne geçmek için öğrencilerin deneyimden mahrum edilmesi yerine farklı bir uygulamanın getirilebileceğini düşünüyor. Üniversitede otel işletmeciliği bölümünde okuyan Emir Haktan Acemoğlu’nun önerisi, denetimin daha sık yapılması ve koordinatör öğretmenlerin artırılması. Böylece sorunun önüne geçilebileceğini, alkol kullanımı ile ilgili çekincenin ortadan kaldırılabileceğini söylüyor. Şu anda öğrenci olan Ece Nur Danış ise içki ile stajyer arasındaki mesafenin bir şekilde korunabileceğini söylüyor. Danış, bir otelde değil, acentada staj yapmaya karar verdiği için bu uygulamanın onu etkilemeyeceğini, fakat “böyle bir öneri, kurunun yanında yaşın da yanmasına neden olur” diyor.

Bodrum’da 5 yıldızlı bir otelde görev alan, ismini belirtmek istemeyen bir otel yetkilisi ise turizm öğrencilerinin otellerde servis edilen alkollü veya alkolsüz içeceklerin sunumuyla ilgili bilgiye ve deneyime sahip olmamasının, meslekteki uzmanlığı açısından dezavantaj yaratacağını söylüyor. Otel işletmelerinin temel hizmet unsurlarının konaklama ve yiyecek olduğunu, bu yüzden de içecek sunumuna dair bilgilerin meslek açısından çok önemli olduğunu düşünüyor. Ayrıca turizm öğrencilerinin otellerde staj yapmasının asıl amacının, personel maliyetlerinin azaltılması olduğu için, bu kısıtlama kabul edildiği durumda otellerin personel maliyetlerinin de artacağını öngörüyor. Otel işletmelerinde çok büyük istihdam sorunu olduğunu ve turizm işletmelerinin tümünde, alanında eğitimli personelin yok denecek kadar az olduğunu düşünen yetkili, bu önerinin kabul edilmeyeceğini tahmin ediyor.

Bu sefer festival haberi İzmir’den

15izmir_kisa_billboard

1-5 Kasım’da düzenlenen İzmir Kısa Film Festivali’nde finale kalan yönetmenler kısa filmlerinden bahsetti. 

Süresi kısa ama etkisi uzun süren filmlerle İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali, 1-5 Kasım’da İzmir’de gerçekleşti. İzmir’in uzun soluklu olan tek film festivalinde, Altın Kedi Ödülü’ne sahip olmak için 63 ülkeden binin üzerinde kısa film başvurdu. Ulusal ve uluslararası dallarında, kurmaca, belgesel ve animasyon kategorilerinde sadece 30 kısa film finale kalabildi. Biz de bir film festivali ritüelini gerçekleştirelim ve İzmir Fransız Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak düzenlenen 5 günlük film maratonu katılamayanlar için, finale kalan filmlerden birkaçına göz atalım.

Roya – Alper Akdeniz

Farsça’da rüya anlamına gelen Roya, silah seslerinin duyulmadığı bir sabaha uyanmak isteyen mültecilerin hikayesi. Filmde, kendi ülkelerindeki savaştan her şeyini bırakarak kaçan ve daha sonra hayatlarına başka ülkelerde devam etmek isteyen, ancak hiç de tekin bir yola çıkmayan bu insanların hayat öyküsü anlatılıyor. Roya; Fransa, Amerika ve Fas’ta gösterildikten ve birçok ödül aldıktan sonra şimdi de Altın Kedi için yarışacak. Filmin yönetmeni Alper Akdeniz, bu festivalin kentle özdeşleşmiş bir organizasyon olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini düşünüyor.

Bayram Harçlığı – Serpil Altın Urkan

Bayram Harçlığı, 7 yaşındaki Umut’un ilk bayram harçlığını almasıyla kurduğu çocuk hayallerini anlatan bir film. Hepimizi bir parça da olsa çocukluğumuza ve o yaştaki heyecanlarımıza götürmesini ve çocuk masumiyetimizi hatırlatmasını umut eden bir film. Yönetmen Serpil Altın Urkan için İzmir Kısa Film Festivali’nin önemi büyük. Festivalin kısa filmleri çok özel bir yere taşıdığını düşünüyor. Bir yandan tüm yönetmenlerin hayallerini süsleyen uzun metraj film yapma heyecanını taşıdığını ifade ederken, diğer yandan da kısa filmden aldığı tadın bambaşka olduğunu söylüyor.

Pudrasız – Umut Subaşı

Pudrasız’ın yönetmeni bu film ile sinemada yeni tartışma konuları açmayı umduğunu söylüyor. Yönetmen Umut Subaşı kendisinin, oyuncuların ve seyircinin içinde yer aldığı bir deney yaparak, sinemada oyunculuk ve gerçeklik kavramları üzerine düşünmeye teşvik ediyor. Ayrıca, İzmir Kısa Film Festivali’nin her sene salonları dolan ve birçok festivalin aksine özel jüriler oluşturan ve her sene gerçekten de en iyi filmlere ödül veren bir festival olduğunu düşünüyor.

Melek – Mert Dikmen

Melek, modern dünya insanlarının sorunlarını anlatan bir film. Mert Dikmen, filmiyle ilgili “modern dünya insanının ufacık sorunların arasında boğulurken, hayatının değerini unuttuğunu anlatmak istedim” diyor. İzmir Kısa Film Festivali’ne ilk defa katılacağı için heyecanlı olduğunu söyleyen Dikmen, yarışmalarda genelde modern türlerdeki filmlere yer verilmediğinden şikayetçi. Yönetmen Dikmen’e göre klasik türk kısa film mantığındaki köy, kırsal alan, fakirlik, azınlık sorunları gibi her yerde 1-0 önde başlayan filmlerin arasında, X gibi daha modern bir türe bu festivalde yer verildiği için mutluluk duyduğunu ifade ediyor.

Tabu – Mehmet İrfanoğlu ve Can Yazıcıoğlu

Tabu filmini seyredenlerin akıllarında kalacak olan soru; “Kısır döngüyü kırmanın yolu var mıdır?”. Tabu, bir arkadaş grubunun, kelime anlatma oyunu olan tabu oyununu oynamalarıyla başlıyor. Bir kısır döngü içinde ilerleyen oyun, bir süre sonra oyun olmaktan çıkıyor ve korkutucu bir hal alıyor. Mehmet İrfanoğlu, İzmir Kısa Film Festivali için “Şimdiye kadar gördüğüm, Türkiye’de düzenlenen en profesyonel kısa film festivali” diyor. Site, teaser, sosyal medya kullanımı, jüri seçimi, organizasyonun hazırlanışı gibi konular gayet başarılı yürütülmüş olduğunu söylüyor. Özellikle festival filmlerini izleyen seyircilerin kullanacağı oylarla verilecek seyirci ödülünün güzel ve heyecan verici bir düşünce olduğunu ddüşünüyor.

Alamor – Özer Kesemen

Hayal kırıklığına uğramış, emeklerinin karşılığını alamamış çiftçi bir ailenin gündelik yaşamını anlatan Alamor, festivalde ilk kez gösterilecek. Filmin yönetmeni, ekip olarak oldukça sade ve gerçekçi bir film tasarladıklarını söylüyor. Yönetmen Özer Kesemen, bu festivalin Türkiye için çok önemli bir kazanç ve üst düzeyde bir organizasyon olduğunu düşünüyor. Bu başarının en önemli sebeplerinin; sanata, kültürel faaliyetlere duyarlı İzmir halkının varlığı ve festivali gerçekleştiren ekibin duyduğu heyecan olduğunu söylüyor.

Kırık Zaman – Haktan Kaan İçel

Kırık Zaman, bir paradoksun içine hapsolan Y. isimli bir kızı anlatıyor. Yönetmene göre, “Kırık Zaman” tuhaf bir film, çünkü filmin içinde çok fazla ayrıntı olduğundan, izleyicilerin filmden ne anlamaları gerektiğini çözemeyeceklerini düşünüyor.Yönetmen Haktan Kaan İçel, İzmir Film Festivali’nin kısa film bakımından Türkiye’nin en önemli üç festivalinden biri olduğunu düşünüyor. Festival boyunca gösterilen, dünya sinemasından kısa filmler ile bu türün gelişimi hakkında bilgi sahibi olmanın mümkün olduğunu söylüyor.

Hırsız – Korhan Uğur

Hırsız filminin yönetmeni ” Eğitim haktır, kimse onu senden çalamaz.” sözünden yola çıktığını söylüyor. Yönetmen Korhan Uğur, uzun metraj filmi “Terkedilmiş” için yoğun bir çalışma içerisinde olduğundan festivale katılamayacağını, ancak ,İzmir Kısa Film Festivali’nin çok önemli ve prestijli bir festival olduğunu düşünüyor.

Saklı Hatıralar – Ersin Kozan

Saklı Hatıralar, animasyon dalında yarışıyor. Yönetmen Ersin Kozan’a göre Saklı Hatıralar, yitirilmiş, kayıp aşkların sonsuzluğuna adanmış bir film özelliği taşıyor. Günümüzde insanoğlunun aşkları maddileştirmesini öne çıktığı kısa film, çok zor olan bir teknikle, yani 3D animasyonla hiçbir maddi destek almadan ortaya çıkarılmış. Ersin Kozan ulusal ve uluslararası film festivallerinde ödül alan ve Türkiye’de birçok prestijli sanat galerisinde özel gösterim hakkı kazanan Ersin Kozan, kendi çabalarıyla ortaya çıkardığı 3D animasyon deneyimini yaşamak isteyen herkesi festivale davet ediyor.

Salkım Söğüt – Ethem Onur Bilgiç

Salkım Söğüt, animasyon dalında yarışan başka bir kısa film. Film Nâzım Hikmet Ran’ın Salkım Söğüt isimli şiirinden uyarlanmış. Yönetmen Ethem Onur Bilgiç kısa filmin, şiirin serbest canlandırması olduğunu söylüyor ve şiiri okuyor: “İlerliyordu sefere. İlerle! At üstünde onca süvari. Sonra içlerinden bir asker atından düştü. Ordu dönüp bakmadı düşen askere. Tüm ihtişamıyla güneşin battığı yere ilerledi atlılar. İşte o zaman asker, bir başına kalınca geçmişi hatırladı. Bir adam vardı, hayatı boyunca savaştı. Seferden sefere sürüklendi, at üstünde ilerledi. Yiğit bir askerdi, savaştı gururla. Ancak belki de artık Salkımsöğüt’ün gölgesinde batan güneşe ilerleyen askerleri izlemenin vakti gelmişti”

Merdivenler – Serdar Çotuk

Serdar Çotuk, filmde sanatın ve sanatçının evrendeki renkliliğini, zengin fikirlere sahip olduğunu; ancak toplumun bunu kabullenemeyişini anlatıyor. Ülkemizde yaşanmış gerçek bir hikayeden yola çıkarak bu durumu evrensel bir dille anlatmaya çalışıyor.Yönetmen Serdar Çotur, ülkemizde hala kısa film festivallerinin özgür, sansürsüz, bağımsız olarak yoluna devam ettiğini görmenin umut vaadedici olduğunu söylüyor. İzmir Kısa Film Festivali’nin taviz vermeden yoluna devam ettiği sürece, yönetmenlerin de bu festivali devam ettirmek için üretmeyi sürdüreceğini düşünüyor.

Saç – Ümit Tayam

Yönetmen Ümit Tayam önceki yıllarda izleyici olarak gittiği festivale bu yıl Saç kısa filmiyle katılıyor. Saç, doğumu sırasında annesini kaybeden Ali’nin ilerleyen yıllarda bu ölümün suçlusunu aramasını, yani Ali’nin iç dünyasını anlatan bir film.

Metro kazasının tanığı anlatıyor


İstanbul Metrosu’nda bu sabah gerçekleşen kazanın tanığı, kalçasına demir çubuk saplanan Fatih Çoban’ın çaprazında oturuyordu.

İstanbul Metrosu Seyrantepe istasyonu yakınlarında bu sabah yaşanan kazanın tanığı, kaza anını ve sonrasını anlattı. İsminin yayınlanmasınıistemeyen tanık, metronun ön vagonunu delen demir çubuğun kalçasınasaplandığı Fatih Çoban’ın (33) çaprazında oturuyordu.

Tanığın anlatımıyla kaza şöyle gerçekleşti:

“Saat 9’u biraz geçiyordu. Metroya Şişli’den bindim. Sanayi Mahallesi’nde istasyon değistirip Seyrantepe metrosuna bindim. Seyrantepe’ye yaklaşırken tren önce sarsıldı. Ray değiştirdiğini sandım. Ama sarsıntı kesilmedi. Ne oluyor diyemeden kaza oldu.

“Birden yerinden uçtu”

“Yaralanan Fatih bey vagonda sağ taraf başındaki koltuklarda oturuyordu. Ben onun karşı çaprazında oturuyordum. Birden yerinden uçtu ve kalçasına saplanan demirle önüme düştü. Tren durdu. Fatih beyin bilinci açıktı ama şoktaydı, hepimiz gibi. Birkaç dakika sonra makinist geldi. Vagonun kapısını açtı. İşçiler yan tünelden merdiven getirip inmemize yardımcı oldular. İnip tünelde bekledik, diğer vagonlardakiler daha çıkmamıştı. Onları diğer yönden çıkarmışlar, biz yaralının çıkarıldığı tüneldeki merdivenlerden çıktık.

“Ambulans, yardım gelmeden ayrılamadık. Bu arada herkes 112’ye ulaşmaya çalışıyordu. Sonunda birisi ulaştı. Ekip yönlendirildiğini öğrendik. Yaralı çıkarılıncaya kadar ayrılmadık oradan. Yaklaşık bir saat sonunda yaralı çıkarıldı, biz de TURİNG’in bahçesine tekrar bir merdivenle çıkıp işlerimize gittik. Fotoğraflar devam eden tünel çalışmalarından. İşçiler bizi yan tünele indirdiler.

“Asansörü bile kullanamadım”
“Bu metro birkaç aydır kapalıydı. 20’sinde açacaklardı, 26’sına ertelendi. Geçen hafta hiç bir sorun olmadan gittik geldik. Böyle bir kazanın nasıl olduğunu aklım almıyor hâlâ. Ben o hattı daha uzun süre kullanamam bunu biliyorum, bugün eve çıkmak için asansörü bile kullanamadım.

DHA’nın haberine göre, Fatih Çoban’ın kalçasına saplanan demir parçası, kaldırıldığı Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaklaşık 1 saat süren ameliyatta çıkarıldı. Durumunun iyi olduğu söylendi ve ortopedi servisine kaldırıldı.

Çoban’ın babası Şeref Çoban, gazetecilerin “Dava açacak mısınız?” sorusunu “Şu an öyle bir düşüncemiz yok” diye cevapladı.

Kaza hakkındaki soruları yanıtlamayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), açıklamanın, teknik incelemeden sonra yapılacağını söyledi.