Üniversitede ‘hassas meseleleri’ konuşmak


Eğitimde hassas meselelerin konuşulmasını 1915 Ermeni-Türk meselesi üzerinden anlatan akademisyenler aynı görüşte birleşiyor, “öğrencilere özgür bir ortam sunulmalı”. Tarih Vakfı’nın düzenlediği perşembe konuşmalarının 12.’si; “Eğitimde ‘Hassas Meseleleri’ Ele Almak: 1915 Örneği” paneli üç farklı üniversitenin akademisyenlerinin katılımıyla 16 Nisan’da Marmara Belediyeler Birliği Binası’nda gerçekleşti.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Ayşe Gül Altınay’a göre din, sosyoekonomik düzey, toplumsal cinsiyet gibi çeşitli eksenlerde ötekileştirmeyi üniversitede konuşurken, özgür bir ortam yaratmak çok önemli. Öğrenciler için en sarsıcı anın, aynı tarihi olayın farklı kaynaklarda, farklı şekillerde anlatıldığının fark edildiği an olduğunu düşünen Altınay, derslerinde görsel materyalden, film, röportaj ve tanıklıklardan yararlanmaya özen gösterdiğini belirtiyor. Özellikle tartışılan olayı yaşayan kişilerle tanışmak ve tanıştırmanın çok etkili ve doğru bir yöntem olduğunu düşünen Altınay, 2002’de dersine konuk olarak davet ettiği Hrant Dink’in konuşmasının, öğrencileri derinden etkilediğini ve onlara yıllarca üzerine düşünülecek bir fikir penceresi açtığını belirtiyor.

Ermeni milliyetçiliği de tartışılmalı

Antropoloji ve kültürel çalışmalar alanında ders veren Ayşe Gül Altınay’a göre azınlıklar ve ötekileştirme gibi konuşmaktan çekinilen hassas konulara, müfredatta herhangi bir konu gibi yer verilmesi, bu konuların normalleştirilmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra, güncelleştirmek ve geçmişle bağ kurmak gerektiğini, 1915’te Ermeni ve Türkler arasında yaşananların etkilerinin hala devlet-toplum düzeyinde sistematik bir ayrımcılık olarak devam ettiğini ve bunların konuşulmasının yararlı olacağını düşünüyor. Ayrıca Altınay, Ermeni meselesini konuşurken, hiçbir fikri eleştiriden muaf tutmamak gerektiğinden, Ermeni milliyetçiliğini de tartışabilmenin gerekliliğinden bahsediyor. Altınay’a göre dikkat edilecek nokta, tüm bunları katılım çerçevesinde, sindirerek, demleyerek tartışmak.

İkileme düşmek, dünya görüşünü değiştiriyor

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kenan Çayır’a göre tarihle ilgili farklı kaynaklardan okumalar yaparken kafa karıştırıcı bir ikileme düşmek, kişinin dünya görüşünü değiştirebiliyor. İnsan hakları ve vatandaşlık üzerine dersler veren Çayır’a göre en önemlisi, kendini sorgulamak. İnsanın kendi varsayımlarını, inançlarını, hislerini ‘amaçlı olarak’ sorgulamayı öğrenmesi, perspektifini değiştirmesine olanak sağlıyor. Ermeni meselesi, Dersim olayları gibi tarihimizdeki hassas meseleleri üniversitede tartışırken, öğrencileri taraf olmaya çağırmak yerine, onlara kendi perspektiflerini bulmaları için alan açmak gerektiğini savunan Doç Dr. Çayır, dünyanın genelinde hakimiyet ve ezilme ilişkisinin var olduğunu, ancak öğrencileri hemen ezilenden yana olmaya çağırmamak gerektiğini düşünüyor. Hassas meseleler üzerine farklı kaynaklardan bilgilenen ve kendini sorgulayan kişilerin kendi dünya görüşlerini zaman içerisinde dönüştüreceğini vurguluyor.

Aynı zamanda Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi müdürü olan Kenan Çayır, ayrımcılık gibi özenle anlatılması gereken konular için az da olsa yerli kaynakların bulunduğunu, fakat gereken pedagojik yöntemin uygulanamadığını düşünüyor. Hem lise, hem üniversite düzeyindeki eğitimcilerin doğru bildiklerini kabul ettirmeye çalışmak yerine, öğrencilere kendilerini sorgulamaları ve tartışmaları için güvenli ortamı sağlamaları gerektiğini söylüyor ve ekliyor, “geri dönüp utanç duygularıyla geçmişini incelemek acı verici bir şey”. Bu farkındalığı yaşayan öğrencilerin kendi konfor ortamından çıkarak tarihleriyle yüzleşmeleri ve bu dönüşümü yaşayan diğer kişileri keşfetmeleriyle hayatlarında kırılma anı yaşadıklarını düşünüyor. Çayır’a göre dönüşüm dersle bitmiyor, hayata da entegre etmek gerekiyor. Sivil toplum kuruluşlarından Kara Kutu Derneği’nin hafıza yürüyüşleri, dünya görüşünün eyleme geçirilebildiği çalışmalardan biri.

Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Umut Azak konuşmasına, Ocak 2015’te Ermenistan ve Türkiye’den katılan iki grup öğrenciyle yaptıkları “Turkish Armenian Dialogue and School of Discourse Tranformation” projesini anlatarak başlıyor. 10 gün boyunca Ermenistan’ın başkenti Erivan ve İstanbul’da, Ermeni ve Türk ilişkilerinin dünü, bugünü ve yarınının konuşulduğu projeye, moderatör ve iki ülkenin öğrencilerinden oluşan 18 kişilik grubun katıldığını söyleyen Umut Azak proje boyunca birçok duygusal öğrenmenin ve dönüşümün yaşandığını düşünüyor. En önemli duygusal dönüşümün de İstanbul’da, projenin son gününde katıldıkları 19 Ocak Hrant Dink yürüyüşünde yaşandığını, Ermenistan’dan katılan öğrencilerin “hepimiz Ermeni’yiz” diyen topluluğu görünce şaşkınlık yaşadığını söylüyor.

Proje boyunca yapılan önemli çalışmalardan biri olan, Ermeni-Türk ilişkilerindeki önemli olaylar çizelgesinin oluşturulması sırasında, Ermeni ve Türk grubun birbirinden farklı çizelgeler oluşturduğunu belirten Azak, Ermeni grubun Türklerin tamamen soykırımı inkar ettiklerini düşündüğünü, fakat Türk grubun bu konuda ne inkar ettiğini, ne de kabul ettiğini, politik davrandığını söylüyor. Bu nedenle ilk günlerde diyalogta tıkanıklık olsa da, ilerleyen günlerde bunun aşıldığını, iki tarafın da birbirinden birçok şey öğrendiğini ve iki şehirdeki geziler sırasında yaşanan tanıklıklarla duygusal değişimler yaşadıklarını belirtiyor. En başta bu çalışmanın aslında bir araya gelip diyalog kurma projesi olacağını düşünen Azak, “anladım ki bu sadece bir kendini ifade etme, diyalog kurma projesi değildi, çünkü herkes farklı şeyler öğrendi ve yaşadı” diyor.

Wattpad’in gücü adına

Onlarca ünlü yazarın katıldığı İzmir Kitap Fuarı’nın en uzun kuyruğu bir lise öğrencisi içindi…

İzmir’de geçtiğimiz günlerde 20. kez düzenlenen kitap fuarında en uzun imza kuyruğu Epsilon Yayınevi’nin önündeydi. İzmirlilerin oluşturduğu kalabalığın arasından görmeyi beklemediğim bir yüzle karşılaştım. Bu izdiham henüz 17 yaşında olan roman yazarı Alya içindi.

“Karanlık Lise” kitabının yazarı Alya Öztanyel henüz lise öğrencisi, fakat aynı zamanda fuardaki en uzun imza kuyruğunun sahibi olmayı başarmış genç bir yazar. Önceleri yazdığı kısa öyküleri Wattpad isimli internet sitesi üzerinden yayınlamaya başlıyor, daha sonra yayınevi tarafından keşfedilince kitabını bastırma fırsatını yakalıyor. Wattpad Alya gibi öykü yazmaktan ve okumaktan zevk alan binlerce kişinin buluşma noktası. Dünya çapında kullanılan hikaye paylaşım platformu Wattpad’de her dilden ve türden hikaye var. Önce sitede yazılan hikayeleri okuyan, sonra kendi dünyasını yaratmak için yazmaya başlayan Alya kısa sürede geniş bir kitleye erişmiş. Wattpad’in en çok okunan hikayeleri bile yıllar içerisinde belirli bir okunma sayısına ulaşmışken, Alya’nın Karanlık Lise isimli online kitabı sadece birkaç ayda binlerce okur sahibi olmuş.

Alya’ya ‘’kitapların basılması mı daha güzel, yoksa online olarak yayınlanması mı?’’ sorusunu yönelttiğimde, ikisinin çok farklı olduğunu söylüyor. Online olarak hikayelerin parça parça paylaşıldığı Wattpad’in yazma yeteneğini geliştirmek için çok kullanışlı bir platform olduğunu, ortaya çıkan kitabın basılmasının ise daha ciddi bir iş olduğunu düşünüyor. Ayrıca site üzerinden hikayeyi parça parça yayınladığı ve bunu farklı zaman aralıklarında gerçekleştirdiği için, online kitabın bir dizi gibi takip edildiğini ve yeni bölümü bekleyen okurlar için zamanın geçmek bilmediğini de 11150442_1667074510182781_503324752630103024_nekliyor.

Alya’ya göre Wattpad’de yazılan hikayeler genelde ‘’iyi kız – kötü çocuk aşkı’’ veya ‘’yeni bir yere taşınan kızın yaşadıkları’’ gibi dünyada popüler olan konular. Hatta kitabı Karanlık Lise serisinin de bu temel unsurlar üzerine kurgulandığını söylüyor, fakat yüzlerce benzeri eser varken Karanlık Lise kitabının bu kadar yoğun ilgiye sahip olmasının sebebi genç yazara göre, popüler konulara özgünlük katmış olması.

İzmir Kitap Fuarı’nda imza günü sırasında kitap standının üzerine oturup okurlarıyla ayrı ayrı tanışıp sohbet ederek oluşturduğu samimi hava, şüphesiz onu diğer yazarlardan ayırıyor. Hatta Alya’nın ailesinin de yardımıyla yapılan fotoğraf ve video çekimleriyle etkinlik bir şenliğe dönüşüyor. Her gün Wattpad’den ve sosyal medya hesaplarından yüzlerce mesaj alan genç yazar, okurlarına ‘’gölge ailesi’’ şeklinde sesleniyor. ‘’gölge’’ lakabını ise şöyle açıklıyor: ‘’Okuyucularım, hikayenin geçtiği lisede bizzat bulunmasalar bile kitabı okurken adeta yaşıyorlar ve işte bu şekilde orada olmasalar bile, o okulda birer ‘gölge’ oluşturuyorlar. Eğer her kitabın, filmin veya dizinin bir fan kitlesi varsa, Karanlık Lise serisinin de Gölge Ailesi var’’. İyi ya da kötü, yazı hayatına bir başlangıç yaptığına inanan Alya Öztanyel, Gölge Ailesi’nin ona her gün ne kadar iyi bir başlangıç yaptığını hatırlattığını söylüyor.

 

Kampüs hayvanları

İstanbul Bilgi Üniversitesi santral yerleşkesinin “kadrolu” sokak hayvanları bir fotoğraf sergisinin de konusu oldu.

Yaklaşık 8 bin nüfuslu bir üniversite kampüsünde sokak hayvanları barınabilir mi? İnsan ve hayvanlar, bu kadar yoğun ve hareketli bir ortamda birbirine nasıl uyum gösterir?

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin de bulunduğu santral yerleşkesi, bu soruları olumlu cevaplayan bir fotoğraf sunuyor.

 

https://www.youtube.com/watch?v=6laYsB1XzdA

Onları koruyup gözeten, öğrenciler ve akademisyenden oluşan bir inisiyatif de var: Bilgi Hayvan Dostları, uzun süredir kampüste yaşayan kedi ve köpeklerin ihtiyaçlarını karşılamak, sağlık problemlerini çözmek için çabalıyor.

Üniversitenin “kadrolu” hayvanları, Halkla İlişkiler Bölümü öğrencilerinin organize ettiği bir fotoğraf sergisine konu oldu. Sergi 19 Mayıs’a dek Çağdaş Sanatlar Merkezi dış avlusunda ziyaret edilebilir.

Kamera ve Seslendirme: Ecem Hepçiçekli – Dila Atsan

Fotoğraf: Sertan Tiryaki

İzmir kitap fuarı sona erdi

İzmir Kitap Fuarı bugün sona erdi. İzmir Kültürpark’ta 20. kez kapılarını kitapseverlere açan fuar, TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle 18-26 Nisan arasında düzenlendi. Fuarı 9 gün boyunca 423 bin okur ziyaret etti. 400 yayınevi ve sivil toplum kuruluşlarının katıldığı kitap fuarında, aralarında Can Dündar, Ayşe Kulin, Ataol Behramoğlu, Canan Tan, İlber Ortaylı, Enver Aysever, Ece Temelkuran, Ali Kırca’nın bulunduğu yüzlerce yazar, imza günleri ve söyleşiler gibi 150 etkinlik ile okurlarıyla bir araya geldi.

İmza günü için fuarda bulunan Vural Savaş, fuara katılmaktan son derece mutlu olduğunu belirtti. Kültürsüz toplum olacağına inanmadığını söyleyen Savaş, “Fikir eserlerinin çok az okunduğu bir toplumda yaşıyoruz. Kitap fuarları bizi tanıyan, tanımayan okurlarla buluşmak için aracı oluyor” dedi. İmza günü olan bir diğer yazar Yalçın Küçük ise kendisini çok iyi tanıyan ve takip eden kişilerin standa büyük ilgi gösterdiğini, herkesin bilinçli şekilde kitap alışverişi yaptığını ifade etti.

Bu yıl İzmir Kültürpark’ta hem kitap fuarının 20. yılı, hem de Aziz Nesin’in 100. yaşı birlikte kutlandı. Fuarda sergilenen “Aziz Nesin 100 Yaşında” portre karikatür sergisi ve Nesin Vakfı’nın düzenlediği söyleşilere katılım büyüktü.

“Ödevlerim müzik olsun istemedim”

Bir süre önce O Ses Türkiye’de yarışan Bilgi İşletme mezunu Serkan Soyak’la yarışmayı, müziği, Mazhar’ı, Özkan’ı ve hayallerini konuştuk.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü 2014 mezunuSerkan Soyak, O Ses Türkiye yarışmasında söylediği hard rock türündeki şarkıyla Ebru Gündeş‘i bile döndürmeyi başarmıştı. Altı kez eleme etabını başarıyla geçen, fakat çeyrek finalde elenen Soyak, Mazhar ve Özkan’la çalışmanın rüya gibi olduğunu söylüyor.

Serkan Soyak sosyal medyada fazla popülerleşmeyen yarışmacılardan. O ses Türkiye’ye bir yarışma olarak bakmadığından, çeyrek finalde elendiği için üzgün değil. Yarışmanın başından sonuna kadar tarzını koruyarak, gerçekten müziğine değer verenlerle buluştuğunu düşünüyor. Televizyonda popüler olmak için göze hitap ederek, sansasyonel olarak ratingleri artırmak gerektiğini düşünen Soyak, tarzından ödün vermeyip daha büyük kazanç elde ettiğini söylüyor. Yarışma boyunca birlikte çalışmayı seçtiği jüri üyeleri Mazhar Alanson ve Özkan Uğur’la tanışıp müzik yapabildiği, hatta onlara “abi” diye hitap edebildiği için kendini çok şanslı hissediyor. Serkan’la işletme öğreniminden müzisyenliğe uzanan yolculuğunu ve hayallerini konuştuk.
1901318_822571471139923_333766352826486346_n
Yarışmada neden Mazhar ve Özkan’ı seçtin?

Şarkımı beğenip koltuklarıyla bana döndükten sonra o kadar güzel ve hissederek dinlediler ki beni, o an gerçekten bir bağ kurabildiğimizi hissettim. MFÖ grubundan herhangi bir üye zaten bu tarz bir yarışmada jüri ise, çok da düşünmenize gerek yok. Bu fırsat bir daha ele geçmez.

Mazhar ve Özkan’la çalışmak nasıldı? Zorlandın mı?

Onlarla çalışmak tam anlamıyla rüya gibiydi. Yarışmanın başında çok fazla yarışmacı olduğundan, fazla iletişim kuramamıştık. Fakat ne zaman ki çeyrek finale doğru yaklaştık, o zaman iletişimimiz arttı. En güzeli de onlara abi diyebilmekti. Hem Mazhar Alanson hem de Özkan Uğur, tarzımdan asla vazgeçmeyeceğimi bildiklerinden, şarkı seçimlerime dahi karışmadılar. Hep güvendiler ve desteklediler. Bu sebeple onlarla çalışırken hiç zorlanmadım, aksine her geçen gün daha fazla keyiflenen bir macera yaşadım diyebilirim.


Bundan sonra ne yapmak istiyorsun? Mazhar Alanson ve Özkan Uğur çalışmalarına destek olacak mı?

Herhangi bir destek konusunda anlaşmadık fakat biliyorum ki Mazhar Alanson ve Özkan Uğur fikirlerini ve yardımlarını asla esirgemeyeceklerdir. Zamanı geldiğinde en ama en güvendiğim iki bestemi kaydederek onlara dinleteceğim. İnanıyorum ki bana doğru yolu gösterecekler. 2007’den beri yazdığım 40’ı aşkın bestem var, hala da üretmeye devam ediyorum. Mart ayı itibariyle “Serkan Soyak” olarak sahne almaya başladım. Orkestrayı kurduk, provalara başladık. Serkan Soyak olarak tamamen kendi bestelerimi ve en sevdiğim coverları çalacağız. Ayrıca internet üzerinden verdiğim konserlerim de devam ediyor.

İnternet üzerinden verdiğin konserlere ilgi nasıl?

Bu konserleri oldukça spontane şekilde yapıyorum. Şubat ayı içinde yaptığım  konserim 700 civarı tıklanma aldı, konser boyunca da minimum 30 kişi yayında kaldı. Bu rakamlar bence oldukça iyi. Çünkü bu konserleri herhangi bir kazanç sağlamadan, tamamen keyfi yapıyorum. İzleyenler şarkı isteğinde bulunabiliyorlar ve benim için en güzel tarafı da bu oluyor. O Ses Türkiye her ne kadar popüler kültürün göbeğinde olan bir yarışma olsa da, bu yarışmaya yapabileceğim en iyi reklamı yapabilmek için katıldım ve alacağımı da aldım.

serkan soyak2Bilgi Üniversitesi işletme bölümünden mezunsun. Müziğe olan ilginin sebebi nedir?

Müziği teorik olarak okuma fikri bana hiçbir zaman cazip gelmemişti. Müzik her zaman kalbimden geliyor. Bestelerken de öyle, sahnede icra ederken de öyle. Bu sebeple “ödevlerimin dahi” müzik olması fikri hoşuma gitmediğinden belki de konservatuardan kaçtım ve eğitim anlamında sosyal bilimlere yöneldim.

Peki Bilgi’nin müzik kariyerine katkısı oldu mu?

Bilgi Üniversitesi’nde eğitimime başladıktan sonra müzik kariyerim her geçen gün yukarıya çıkmaya devam etti. Destekleyen hocalarla tanışmak ayrı, okulda grubumla verdiğimiz konserler ayrı keyifliydi. En unutamadığım konser ise grubum Dekadans ile 2012 yılında verdiğimiz Bilgi Welcome Fest konseriydi. Binlerce kişi Murat Dalkılıç’ın önünde çıkan bir grubun açılış parçası olarak “Comfortably Numb” dinledi ve tüm konser boyunca bizim gibi onlar da müthiş mutluydu.

Serkan Soyak Band’in Facebook sayfası: www.facebook.com/serkansoyakband

Dolar’ı bir de bizden dinleyin


Dolar neden artıyor?” sorusunu Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencileri yanıtladı.

Bilgi Üniversitesi’nde işletme ve ekonomi bölümlerinde okuyan son sınıf öğrencileri, “doları bir de öğrencilerden dinleyin” dedi ve doların son dönemde aniden nasıl değer kazandığını, neden ve sonuçlarıyla anlattı.

İşletme bölümü son sınıf öğrencisi Mete Pişirici’ye göre son zamanlarda doların artmasının sebeplerinden biri, Amerikan ekonomisinin iyi gidiyor olması ve bu nedenle Euro karşısında değer kazanıyor olması. İkinci sebebi ise cumhurbaşkanının merkez bankasını kontrol altında tutmaya çalışması. Mete Pişirici’ye göre faizleri düşürmek isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkez Bankası’na baskı uygulamaya çalışması, yabancı yatırımcıları tedirgin ediyor; halbuki faizin yüksek olması, yabancı yatırımcıların ilgisini çekmek ve döviz sağlamak için gerekli.

Ekonomi bölümü son sınıf öğrencisi Melis Gizir ise yabancı yatırımcıların Türkiye’yi terk etmeye başladıklarını ve bu nedenle piyasadaki döviz miktarının azalarak doların değerini artırdığını söylüyor. Yüksek cari açığın söz konusu olması ve Merkez Bankası’nın hedefini tutturamaması da Gizir’e göre Türk ekonomisini kırılgan yapıyor. Ayrıca Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) tahvil alımlarını azaltması, yani piyasadan dolar çekmesi ve doların değer kazanmasının, ithal ürün tüketimi fazla olan 2. ve 3. dünya ülkelerini zora soktuğunu düşünüyor.

Artık daha da pahalı

İşletme bölümü son sınıf öğrencisi Erman Ekingen, “zaten dünya piyasalarına göre pahalıya satın alabildiğimiz otomotiv, elektronik gibi sektörlerin ürünlerini, yakın zamanda daha da pahalıya alıyor olacağız” diyor. Hem hukuk, hem işletme bölümü öğrencisi Erman Ekingen, doğalgaz ve petrol fiyatlarının hiçbir hukuki koruma barındırmadığı için, bu alanda insanları isyan ettirecek boyutta zamların çok yakın zamanda geleceğini düşünüyor. Ayrıca, sadece ithalat değil ihracat alanında da etkilerin görüldüğünü, en büyük ihracat ortaklarımızdan olan Rusya’nın da bu dolar artışından etkilenerek alış oranlarının düştüğünü de düşünüyor.

Erdoğan faizden nefret ediyor”

Ekonomik büyüme Erdoğan’ın en büyük kozu, bu nedenle de faizden nefret ediyor” diyen Mete Pişirici, faizin yüksek olmasının insanların yatırım yapmasına ve tüketmesine engel olup, birikimlerini bankaya yatırmalarına sebep olduğunu düşünüyor. Böylece paranın piyasadan çekilmesiyle ekonomik büyüme yavaşlamış oluyor ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hoşuna gitmeyecek bir tablo ortaya çıkıyor.

İşletme bölümü son sınıf öğrencisi Ezgi Saçak, “işin bir de enflasyon yönü var” diyor. Türkiye’de Akp döneminin en yüksek enflasyon oranı olan %10’a ulaşıldığını söyleyen Ezgi Saçak, cumhurbaşkanının faizin düşmesiyle enflasyonun da düşeceğini iddia ettiğini, fakat bunun doğru olmadığını düşünüyor ve şöyle açıklıyor: “Faizin düşmesiyle insanlar paralarını harcıyor, tüketim artınca mal ve hizmetlerin değeri artıyor ve enflasyon artıyor. Bu yüzden aslında faizin artması, enflasyonu düşürür”.

Gazeteciler uzmanlık alanlarını özelleştirmeli

Gazeteci Bülent Mumay’a göre iletişimin dijitalleşmesi hem okuyucunun hem de gazetecinin ilgi alanlarını derinleştiriyor.

Hürriyet Gazetesi Dijital Medya Koordinatörü Bülent Mumay’a göre gazetecilerin uzmanlık alanları giderek daha da önem kazanıyor. Ayrıca gazetecinin günümüzde içeriği nasıl üreteceği kadar nasıl dağıtacağı üzerine de kafa yorması gerekiyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Kariyer Merkezi tarafından düzenlenen Kariyer Yolculuğunda Mesleki Seminerler dizisi, geçtiğimiz günlerde gazeteci Bülent Mumay’ı ağırladı ve haberciliğin dijital ortamda nasıl icra edildiği tartışıldı.

İnternetin hayatımıza girmesiyle, medya sektöründeki  tüm aşamaların değiştiğini söyleyen Bülent Mumay, bu durumu “iletişimin demokratikleşmesi” olarak yorumluyor. İletişimin demokratikleşmesi, Mumay’a göre okurların fikirlerini söyleme, hatta üretilecek içeriğe etki etmesiyle meydana geliyor.

19 yıldır gazetecilik yapan Bülent Mumay, internet yayıncılığından önceki zamanlarda, gündemin gazeteler tarafından belirlenip servis edildiğini ve halktan hiçbir şekilde geri dönüş alınmadığını, fakat şimdi ise durumun çok farklı olduğunu düşünüyor. İnternet yayıncılığıyla birlikte, artık okuyucuların haberle ilgili olumlu ya da olumsuz eleştiri yazabilme, ihtiyacına uygun bir içerik bulamazsa da anında farklı bir haber sitesine geçebilme fırsatı olduğunu ifade eden Mumay’a göre, istediği bilgiye anında erişemezse başka bir mecraya kayabilen, “şımarık okur kitlesi”ni elde tutmak çok zor.

Artık akıllı telefonlar, bilgisayarlar ile haber alıp verme ihtiyacı karşılandığı için iletişim yöntemlerinin bireyselleştiğini düşünen Bülent Mumay, bunun sonucunda da okurların kendi ilgi alanlarına dair haberleri bulup tüketmek istediğini söylüyor. Artık bir muhabirin genel olarak sağlık üzerine değil, ‘raw food’ gibi daha özel alanlarda uzmanlaşması gerekiyor. Sonuç olarak, çok çeşitli alanlarda uzmanlaşmış gazetecilere ve onların üretecekleri içeriklere ihtiyaç duyulduğunu, internet ile iletişimin bütün aşamalarının zaman içerisinde değiştiğini ve değişimin devam edeceğini düşünüyor.

Okuyucunun tercihlerine uygun içerik

Hürriyet Gazetesi’nin sanal dünyadaki trafiğini oluşturan Bülent Mumay, gündemi oluştururken okurların neyi tüketmek istediğinin önceden tahmin edildiğini ve buna uygun içerik üretildiğini söylüyor. Üretilen içeriğin hangi kitle tarafından, hangi iletişim aracı ile tüketilebileceği de dikkate alınıyor. Örneğin lise öğrencilerini ilgilendiren bir gelişme yaşandığı anda, bu haberi tüketecek kitlenin o anda okulda olduğu düşünülerek SMS veya Twitter ile haber  okuyucuya ulaştırılıyor. Mumay, haber merkezine ulaşan bir haberin duyurusunun önce Twitter’dan yapılması ve daha sonra ayrıntılı şekilde siteye yüklenmesinin “kurbanı parçalayıp yemek yapmak” gibi olduğunu, yani elde edilen bilgiyi en verimli şekilde kullanmaya çalıştıklarını ifade ediyor.

Ayrıca, gazeteci olmayı düşünenler için önerilerde bulunan Mumay, bir muhabirin sadece haberi yazmasının değil, haberi daha geniş kitlelere nasıl ulaştırabileceğini düşünmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Facebook, Twitter gibi hiçbir içerik üretmeyen ancak haber sitelerine rakip olduklarını vurgulayan Mumay, gazetecinin bu ortamda rekabet edebilmesi için haber yapıp çekilen değil, haberin büyük bir bulut yaratması için sosyal medyayı ve internetteki bazı imkanları kullanan, meraklı kişiler olması gerektiğini söylüyor. Sektörde, haberin daha fazla okunması için neler yapabileceğine dair düşünen, kafasında soru işaretleri olan kişilere ihtiyaç duyulduğunu da vurguluyor.